Puan vermedi·216 syf.··
2026 57. kitabı
Meijer’in kaleme aldığı Kuş Evi, ünlü doğa gözlemcisi Len Howard’ın yaşamından ilham alarak, insanın doğayla kurabileceği o derin bağın izlerinde ilerleyen bir metin. Varlıklı bir ailenin kızı olan Howard, kendisine biçilen geleneksel rolleri reddederek yaşamını kendi özgür iradesiyle şekillendirmeyi seçerek kararlı bir kadın portresi çizer -kadının gücü. Ailesinin beklentilerini ve büyük şehrin boğucu atmosferini geride bırakarak önce müzikle iç içe bir Londra hayatı sürüp ardından gerçek tutkusu olan doğaya ve kuşlara yönelmiştir Howard. Sussex’in gözlerden uzak bir kasabasına yerleşen Howard, burada kuşların dünyasına sadece dışarıdan dahil olmayıp onların yaşam alanına saygıyla dahil olan bir “misafir” olmayı seçerek, doğanın sadece insana ait olmadığı gerçeğini bizzat yaşar. #kuşevi bir doğa gözlemcisinin ilham verici biyografisi ile modern insanın “kaçış psikolojisini” birleştiren, hem düşündüren hem de sakinleştiren etkileyici bir anlatı sunuyor. Okumanızı isterim.
Kuş EviEva Meijer · Sel Yayıncılık · 202649 okunma
10/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
Atlasın Kızları benim için sadece kadın kaşiflerin anlatıldığı bir araştırma kitabı değil, tarihin satır aralarında unutulmuş cesur kadınların izini süren etkileyici bir yolculuk oldu. Yazarın yaklaşık on yıllık araştırmasının ürünü olan bu eser, "Keşif denince neden hep erkekler akla geliyor?" sorusunun peşine düşüyor ve bize bambaşka bir tarih penceresi açıyor. Kitabı okurken en çok şaşırdığım şey, kadınların seyahat etmesinin bile büyük bir mücadele gerektirdiğini görmek oldu. Hayallerinin peşinden gitmek için erkek kılığına giren, isimlerini değiştiren, toplumun dayattığı sınırları aşmaya çalışan kadınların hikâyeleri hayranlık uyandırıcıydı. Özellikle keşif yapabilmek için tüm hayatını erkek kimliğiyle sürdüren Catalina De Erauso, erkek kılığında dünya turuna çıkan botanikçi Jeanne Baret ve keşif tutkusu sayesinde İngiliz Kraliyet Coğrafya Topluluğu'na kabul edilen ilk kadın olan Isabella Bird beni en çok etkileyen isimler arasındaydı. Fanny Bullock Workman'ın Mont Blanc'a tırmanışı, Alexandra David-Néel'in Tibet'e ulaşma mücadelesi ve Eva Lindström Dickson'ın Sahra Çölü'nü tek başına arabayla geçmesi ise kadınların kararlılıklarının ve cesaretlerinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösteriyor. Üstelik kitap sadece kaşif kadınlarla sınırlı kalmıyor; korsan kadınlardan, keşifleri destekleyen güçlü kadınlardan ve doğayı korumak için mücadele eden öncü isimlerden de bahsediyor. Bu kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Tarih kitaplarında adlarını çok az duyduğumuz ya da hiç duymadığımız bu kadınlar, aslında dünyanın keşfedilmesinde ve şekillenmesinde önemli roller üstlenmişler. Hatta belki bilmeden tarihin yönünü değiştirmişler. Ne yazık ki çoğu zaman gölgede bırakılmışlar. Atlasın Kızları, o gölgede kalmış hikâyeleri gün yüzüne çıkaran, hem öğretici hem de ilham
Atlasın KızlarıOya Mumcuoğlu · Ceres Yayınları · 20257 okunma
Reklam
Ütopya maskesi takan distopya
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 71. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:42
Bir kasaba düşünün; çocuğundan yaşlısına, erkeğinden kadınına, içinde ne kadar insan barındırıyorsa herkes mutlu. Geçim derdi, eğitim, yaşama sancısı gibi olgular yok. Savaş yok, herkes barış içinde. Herkes müthiş mutlu, bahçelerdeki otlar bile daha bir yeşil, gökyüzü daha bir mavi, güneş daha bir kızıl. Şehri oluşturan her detay kusursuz bir güzellikte. Rüyalarımızda görebileceğimiz türden, fazla ütopik. Böyle bir kasaba anlatıyor bize Ursula. Ve o kadar ballandıra ballandıra anlatıyor ki o kasabaya gitmek istiyoruz okurlar olarak. O şehirde ağaçlara konan kuşları bile merak ediyorum, ötüşlerinin, renklerinin güzelliğini. Birbirinden coşkulu çocukları, huzur dolu insanları. Bu kasabada gerçekleşecek bir festivalle başlıyor kitabımız. Festival hazırlıkları ve detaylar öyle güzel ki, ömrümüzde tek bir an yaşama hakkımız olsa, o festivale katılma hakkı isterdik, o derece. Her yerde cümbüş, alan; festivali bekleyen, birbirinden farklı özellikleri olan insanlarla dolu. Ancak Ursula severler bilirler ki, bu kadar mükemmellik, bu derece ütopik detaylar onun kalemine aykırı. Okurken her an kötü bir şeyle karşılaşacağımı, karanlık bir detayın bütün bu güzel sahneleri def edeceğini tam düşündüğüm sırada; Ursula bir çocuktan bahsetmeye başlıyor. Bu çocuk bir apartmanın kilitli bir odasında kalıyor. Odası üç adımlık boyutta, yani kafeslerde bekletilen hayvanlar gibi, hareketi korkunç kısıtlı. Bu çocuğun detayları daha da korkunç, o pis odada pencere yok, gün ışığı yok, yaşam şartları berbat. Kendisiyle konuşulması yasak, iyi davranılması yasak. Alan darlığından dolayı dışkısının üzerine oturuyor ve pislikte oturmaktan bacakları yara bere içinde. Bu güzel kasabayı tasvire devam ederken yazarımız, kasabadaki refahın bu çocuğun kilitli kalmasına bağlı olduğunu söylüyor ve hikaye
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 2026257 okunma
9/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2026 92. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:39
Ölüm (Bronz #5) Özge Naz Serinin şimdiye kadar en çok sır açığa çıkaran, en sert yüzleşmeleri yaşatan ve okuru en fazla şaşırtan kitaplarından biri oldu. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey büyük bir tatmin duygusuydu. Çünkü serinin ilk kitaplarından beri zihnimde dönüp duran birçok soru sonunda cevabını buldu. Özellikle Bronz’un kimliği, Hisar’ın geçmişi ve Arkana ile Kale arasındaki savaşın görünmeyen tarafları birer birer ortaya çıkarken okuduğum her bölümde şaşkınlığım biraz daha arttı. Hisar bu kitapta benim için bambaşka bir noktaya ulaştı. İlk kitaptan bu yana yaşadığı değişimi görmek çok etkileyiciydi. Karakterinin özünü kaybetmeden olgunlaşması, olaylara daha farklı bakabilmesi ve özellikle Bronz’a duyduğu güvenin giderek güçlenmesi beni en çok mutlu eden detaylardan biri oldu. Hisar’ın yaşadığı acıları, öfkesini ve kırgınlıklarını hissederken bir yandan da ne kadar güçlü bir karaktere dönüştüğünü görmek çok güzeldi. Özellikle annesinin günlüğüyle ilgili gerçekleri öğrendiği bölümlerde onunla birlikte sarsıldığımı hissettim. Bronz ise bu kitapta beni bir kez daha kendisine hayran bıraktı. Onun hakkında öğrendiğimiz yeni bilgiler, yıllardır saklanan sırlar ve karakterinin derinleşmesi hikâyeyi çok daha etkileyici hale getirdi. Özellikle Bronz’un yalnız başına hareket etmeye çalıştığı bazı anlarda sinirlensem de neden böyle davrandığını anlayabiliyordum. Gücü, zekâsı ve kararlılığı yine ön plandaydı ancak bu kez onu daha insani yönleriyle de görme fırsatı bulduk. Kitabın en etkileyici taraflarından biri geçmiş ve bugün arasındaki bağlantıların ustalıkla kurulmuş olmasıydı. Serinin başından beri karşımıza çıkan olayların aslında ne kadar büyük planların parçaları olduğunu görmek gerçekten etkileyiciydi. Özellikle bazı gerçekler ortaya çıktığında dönüp önceki
Bronz 5Özge Naz · Guardian Yayınları · 2026192 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 8. kitabı
​Beni en çok etkileyen şey, Len’in kuşları sadece 'izlenecek birer canlı' olarak değil; aşkı, kıskançlığı, yası ve dostluğu dibine kadar yaşayan birer birey olarak görmesi oldu. ​Savaşın gölgesinde bile doğanın cıvıltısına sığınan, kendi iç sesini dinlemekten korkmayanların mutlaka okuması gereken bir biyografik roman. "Sani beni, ben kendimi anlamadan anlıyorlardı."
Kuş EviEva Meijer · Sel Yayıncılık · 202649 okunma
TAM AĞZIMA LAYIKKKK
9/10
·346 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
KİTABA BAYILDIM ASLINDA! Olay örgüsü olsun karakter analizi olsun tam ağzıma layık, satır aralarına bolll boll yorum sıkıştırdığım, altını çizdiğim dolu dolu bir kitaptı benim için. Kişisel yorumumu okumak istemeyenler aşağıda "ÖNEMLİ"olan kısmı okuyabilirler kitapla ilgili ince bir detay var bilginize:) Öyleseyse devam edelim...öncelikle kitabı okurken bazı yerlerde o kadar sinirlendim, o kadar yükseldim ki kitabın içine girip Andre'yi tokatlayasım geldi. Böyle yakasından tutarak sarsmak istedim adamı. Evet yanlış okumadın! Orchid değil Andre'yi. Neden? Çünkü o mal karı zaten kötü biri tamam mı? Zaten yapması gerekeni yapıyor ve belli bir amaç doğrultusunda hareket ediyor. Ama Andre...Ahh Andre o kadar malsın kiiii delirdim yani okurken. İçinde bir şeylerin yanlış olduğunu hissettiğin yetmezmiş gibi SANA TÜM GERÇEKLERİ EN YALIN HALİYLE GÖZÜNE SOKAN, O KADININ NE ÇEŞİT BİR MANYAK OLDUĞUNU BALYOZLA KAFANA VURA VURA ANLATMAYA ÇALIŞAN BİR ARKADAŞIN olduğu halde hatta ve hatta seni seven, bağrına basan, sevgi dolu bir ailen olmasına rağmen nasıl her şeyi inkar ederek onun peşinden gidebilirsin!! Hadi hiç sevenin olmasa,seni uyaran yakınların olmasa, gerçekten sevgiye aç biri olsan Orchid'ten aldığın sevgiye bağımlı hale gelsen anlarım ama senin sevgi açlığın da yok ki?? Babanın gururusun,annenin biricik oğlusun. Seninle çok iyi anlaşan bir ablan var. Seni seven pek çok arkadaşın var. Yani onca kişi arasından Orchidin sevgisine muhtaç olduğunu ben hiç düşünmüyorum..bence yaptığın şımarıklıktan başka bir şey değildi. Oh be! Rahatladım. Andre'ye sövmem bittiyse biraz da Orchide söveyim dicem de...kadın zaten kötü biri tamam mı? Onun düzelme ihtimali yok. Narsist olmayı kendi seçmiş ve bu konuda kendini özellikle geliştirmiş yani böyle hastalıklı bir insana ne
Duman ve AynalarElmar Akif · İkinci Adam Yayınları · 202583 okunma
Reklam
Reklam