Hem okumayı hem yazmayı seviyor, bir de üzerine göçmenseniz, bir oturuşta keyifle, hüzünle, düşüncelerle bitirilecek bir kitap.
Kendi dilimiz dışında başka dillerin de var olduğunun fark edildiği çocukluk yılları, ardından anadil dışında diğer dilleri öğrenme zorunluluğu, kökler, bağlar, yalnızlık ve aidiyet karmaşası…
Yazarın başka bir dilde tekrar okuma yazmayı öğrenmek zorunda kalması ters şekilde ayarlanmış bir bisiklete binmeyi öğrenmeye çalışan bir araştırmacının deneyini hatırlattı. Özellikle de Fransızca’nın kendi anadilini öldürüyor olduğunu yazdığı kısımda. Çünkü bu ters bisikleti binmeyi öğrenmek için de normalini bir şekilde unutmak icap ediyordu.
Birkaç yerdeki geçişleri çok hızlı bulsam da dilin sadeliğinin yanındaki zarifliği bunu affettiriyor. Kitabın hacmi oldukça etkileyici, böyle bir “zorunlu göç” hikayesi sanki yazarın günlüğünden çıkıp bizlere ulaşmış gibi hissettiriyor.