"Sırlar eninde sonunda ortaya çıkardı. Ya zorla ya da kendiliğinden."
"Sanırım hangi hikayenin, ne zaman biteceğini kimse bilemez."
" Henüz bitmemiş bir işin pusuda bekleyen hamlesi çok kuvvetli olabilirdi."
Sarah Bailey’nin Ev Arkadaşı kitabı, ilk sayfalarda sakin ilerlese de sabırla okudukça içine çeken ve elinizden bırakmak istemeyeceğiniz türden bir polisiye oldu benim için. Hikâye bir parti gecesinin ardından başlıyor; bir ev arkadaşı ölü bulunuyor, biri ortadan kayboluyor ve geriye kalan kişi ise herkesin gözünde suçlu ilan ediliyor. Daha ilk bölümden itibaren “O gece gerçekten ne oldu?” sorusu insanın zihnine yerleşiyor ve kitap boyunca peşinizi bırakmıyor.
En sevdiğim şeylerden biri olayların sadece cinayet üzerinden değil, karakterlerin geçmişleri, kırgınlıkları ve sırları üzerinden ilerlemesiydi. Evelyn, Nicole ve Alex’in arkadaşlıklarının dışarıdan normal görünmesine rağmen aslında ne kadar karmaşık olduğunu sayfalar ilerledikçe daha iyi anlıyoruz. Özellikle Alex’in yaşadığı içsel çatışmalar, hafızasındaki boşluklar ve herkes tarafından suçlu görülmesinin ağırlığı oldukça etkileyiciydi. Bir yandan gazeteci Olive’in yıllar sonra tekrar bu dosyanın peşine düşmesi, diğer yandan Cooper’ın teknoloji desteğiyle olayları araştırmaları hikâyeye ayrı bir tempo katmış. Polisiye kısmı kadar karakterlerin psikolojik yönü de güçlüydü bence.
Kitabın atmosferinde sürekli bir tedirginlik hissi vardı. Melbourne sokaklarının karanlık havası, geçmişten gelen sırlar ve sürekli değişen şüpheler sayesinde kime güveneceğinizi bilemiyorsunuz. Tam “Artık her şeyi çözdüm.” dediğiniz anda yeni bir detay çıkıyor ve sizi yeniden şüpheye düşürüyor. Sonlara doğru gerilim iyice yükseliyor ve sayfaları hızla çevirdiğinizi fark ediyorsunuz. Ben okurken sadece bir cinayeti çözmeye