Delikle yaşadılar. Deliği tanımlayan yokluk onları tanımlayan bir varlığa dönüştü. Hayat ebedi yalnızlıktan kesilip çıkartılmış minnacık bir negatif-uzamdı ve ona ilk defa değerli 'hiç bir anlama varmayan onca sözcüğün aksine' boğulan bir kurbanın son nefesi gibi değerli geliyordu.
Brod dünyanın kendisi için yaratılmadığını ve herhangi bir nedenle aynı anda hem mutlu hem de dürüst olamayacağını yavaş yavaş fark ediyordu. Daima içi sanki sevgiyle dolup taşıyormuş, içinde ordularca sevgi üretiyormuş gibi geliyordu. Ama azat, salıverme söz konusu değildi. Masa, fildişinden fil biblosu, gökkuşağı, soğan, saç modeli, yumuşakçalar, Şabat günleri, şiddet, tırnak derisi, melodram, suyolu, bal, dantel... Hiçbiri içini kıpırdatmıyordu. Dünyasını dürüstlükle ele alıyor, içindeki hacimler dolusu sevgiyi hak edecek bir şeyler arıyor ama her bulduğuna, seni sevmiyorum, demek durumunda kalıyordu. Ağaç kabuğu kahverengisi çit: Seni sevmiyorum. Fazla uzun şiir: Seni sevmiyorum. Bir kase yemek: Seni sevmiyorum. Hiçbir şey olduğundan fazla değildi.