Sefalet, sadece bir sınıfın malı veya kaderi değildir. O, bütün insanlığın ve içinde sefaletin kol gezdiği cemiyetlerin ayıbıdır. Eğer bir evde sefalet varsa, bir aile yoksulluğun, cehaletin, düşkünlüğün korkunç pençelerinde can çekişiyorsa bundan sırasıyla o evin komşuları, o mahallenin sakinleri, o şehrin kalabalıkları, o memleketin devleti sorumludur.
Çoğu kadının onunla yer değiştirmek uğruna cinayet işleyeceği konusunda haklıydı. Ama Bridget, bir zamanlar fırtınanın ortasında koşup yağmurda dans eden bir kızdı. Boş zamanlarını bir hayvan barınağında gönüllü olarak geçiren, gösterişli bir partiye katılmaktansa evde oturup televizyon izleyerek dondurma yemeyi tercih eden bir kızdı.
Kraliçe olmak onun rüyası değildi, en kötü kâbusuydu.
Rhys ve ben başta anlaşamamış olsak da artık onun yanımda olmadığı bir zamanı hayal bile edemiyordum.
Kaçırılma. Mezuniyet. Büyükbabamın hastaneye yatışı. Düzinelerce gezi, yüzlerce davet, hasta olduğumda bana tavuk çorbası ısmarlayışı, ceketimi evde bıraktığım için bana ceketini ödünç verdiği zaman gibi olan binlerce minik an...
Hepsinde yanımdaydı.
Sözün doymadığı bir evde çorba ne kadar taşarsa taşsın, içimiz eksik kalıyor. Boş tabak, aslında yemeği bitirilmiş bir tabak değil ; üzerine hiç cümle konmamış bir tabak.
"Emek dediğimiz şey biraz çaba istiyor ya. Bence birbirini dinlemek de emek sayılmalı. Çünkü kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor, anlamıyor, kelimeler havada uçuşuyor ama geriye kalan tek şey, beni anlamıyorsun cümlesi oluyor. O yüzden bana göre evde en görülmeyen emek dinlemek."