Ve şair durmadan sorular soran insandır. Sorularına bulduğu yanıtlarla yatışsa da kısa bir süre sonra kendi yanıtını beğenmeyen ya da yanıtını yetersiz kılacak yeni sorular bulan insandır. Deyim yerindeyse 'bir ayakkabı çivisi gibi kendine batandır.
Ölüm... İnsanın üstesinden gelemediği, zamanını seçemediği yaşamın en acılı, son büyük gerçeği. Kim olursa olsun, yaşı ne olursa olsun, içten içe sezse de kimsenin kabullenemediği, ama katlanmak zorunda kaldığı bir olgu. Sıralısı olur mu ölümün? Herkesin kendini hazırladığı bir ölümde bile, ölümün gerçekleştiği an sırasızdır, sarsıcıdır. Böylesine beklenmedik bir ölümde ise bu sarsıntı iliklerine dek üşütüyor insanı.
Aşk tüm zamanların, tüm sanatların sanırım en güçlü temasıdır. Özellikle şairler için bu tema iki ağzı keskin bir bıçaktır kendi elleriyle yüreklerine sapladıkları.
Utanma duygusu elbette inceliklerle donanmış büyük yaratıcılara özgü son derece insani bir duygudur. Ar damarı çatlamışlar bu duyguyu yitirdiği için ülke bu pislik içinde biraz da. Son güne kadar yitirmediğin o çocukluğundan, 'hırçın ve lirik' yüreğinden öpüyorum...