İlk kitabı okudum, sonra dizisini izledim. Açıkçası kitap ile dizi biraz farklıydı. Kitabı okuduğumda olayın içine girmekte zorlandım çünkü cümleler kopuktu. Diziyi izleyince aaa bu karakter de böyleymiş, şu da şöyleymiş dediğim noktalar oldu diyebilirim. Dizisi, kitabın daha iyi anlaşılmasını sağladı. Onun dışında bana covid dönemini hatırlattı. Covid döneminde insanların maskesiz dışarı çıkmamaları, insanların belirli mesafede olmaları ile kitapta bahsedilen abuklayan insanlardan konuşmayla yayılan ve insanların mantıklı cümleler kurmalarına engel olan hastalıktan korunmak için kulaklıkla kendilerini korumaya çalışmaları benzer durumlardır.
İmmün insan olan Murat Siyavus, sadece oradaki halk için bir ümit değildi. Biz okuyuculara da bir ümitti aslında. Özellikle Arif’in babası Behzat Bey’in hikayesini de çok merak ediyordum sanki bir yarım gibi sonla bitti. Ya da ben çok içine giremedim bilmiyorum. Ama Behzat’ın Osmanlıca etkili, süslü ve edebi dilli şu cümlelerini de eklemek isterim: “ Biteviye bir sükunet ve ataletten huruç ettik çok şükür. Ruhumuz ebedi hürriyete vasıl oldu, imdi rahatülervahtan girer, ferahfezadan çıkar, gönlünüzce raks ederiz evelallah. Lakin, o esnada müdafaa-i kaideye azami ihtimam göstermek icap eder. Aksi halde, maazallah, erbab-ı livatanın maskarası oluruz.”
Yani sadeleştirirsek şöyle deniliyor: “ Nihayet bir sükunet ve durgunluk halinden çıktık, çok şükür. Ruhumuz sonsuz özgürlüğe ulaştı; şimdi artık gönül rahatlığı içinde dolaşır, ferahlıkla coşar, dilediğimizce dans ederiz evelallah. Ancak o esnada savunma prensibine azami özen göstermek gerekir. Aksi takdirde, Allah korusun yanlış yolda olanların eğlencesi oluruz.”
Kitapta geçen birkaç kavrama da değinmek istedim.
Abuklamak; mantıksız, anlamsız ya da saçma sapan konuşmak, boş laf