Nefretin, aşka dönebilecek sınırda durduğunu düşündüğünden belki de, nefretle değil aşkla yenilebilmesini basit bir iş olarak görüyor. Nefreti besleyen şey, nefretle karşılık verileceği duygusudur. Oysa “nefret ettiği biri tarafından sevildiğine inanan kimse, nefretle aşkın çatışan heyecanlarının kurbanı olur.” Çünkü Spinoza’nın belki de pek iyimser olarak inandığı gibi aşk, aşkı doğurmaya eğilir. Böylece nefret dağılır ve gücünü yitirir. Nefret etmek; korktuğumuzu ve aşağı olduğumuzu kabul etmek demektir. Yeneceğimize güvendiğimiz düşmandan nefret etmeyiz. “Yapılan kötülüğe kötülükle karşılık vermek isteyen kişi aşağılık bir hayat sürer. Ama nefreti aşkla yönetmeye çalışan, zevk ve güvenle savaşır. Karşısında ister bir kişi olsun ister kalabalık bir insan topluluğu, eşit olarak dayanır ve talihin yardımını da gerektirmez pek. Kazandığı kişiler ona kıvançla boyun eğerler.” “Zihinler silahlarla değil, gönül yüceliğiyle kazanılır."