soluk soluğa okuduğum, durmaksızın bir sonraki sayfanın merakını ve heyecanını yaşadığım bir kitap oldu neptün'ün oğlu :") daha okumam gereken melez günlükleri ile birlikte dört kitap var ama buna rağmen serinin roma ayağında, percy ile başlayan inanılmaz bir serüvendi...
daha ilk sayfayı açar açmaz büyük başlıklarla percy'nin adının yazılı olduğunu görünce oradan beni iyice kendine çekti kitap. jason, piper ve leo'yu da birinci kitapta çok severek okumuş olmama rağmen percy'i çok özlemiştim. bir de tabii "nerede" olduğunu, ne yaptığını kayıp kahraman boyunca merak etmemizin ve kitabın sonunda artık bununla alakalı bir sonuca varmış olmamızın hemen ardından neptün'ün oğlu'nda direkt onunla başlangıç yapmamız beni mutlu etti. elbette percy'nin başı beladan hiç eksik olur mu? savaşırken ya da bir canavardan kaçıp canını kurtarmaya çalışırken bile esprili dilinin eksik olmadığını hatırlatan, percy'i sevenlerin -en azından ben böyle düşünüyorum- yüzünde ufak bir tebessüm oluşturan bir cümleyle kitaba başlatıyor bizi: "Yılan saçlı kadınlar Percy'nin canını sıkmaya başlamıştı."
percy bir süredir paçasını gorgonların pençelerinden kurtarabilmek adına kaçmakta. bu kaçış esnasında bir tünel ağzını ve girişinde silahlı bir biçimde bekleyen iki askeri fark eder. orası hakkında hiçbir fikre sahip olmamasına rağmen içinden bir ses percy'nin o tünelden içeri geçmesini söylemektedir. tabii bunu yapmak için de aniden yanında beliren yaşlı bir kadını sırtında taşıyarak ona yardım etmelidir. bu kadının kimliği ile birlikte, tünelin girişini koruyan iki askerin, yani hazel ve frank'in hayatında nasıl bir yer edineceklerinden habersiz olduğu kadar, kendisinin tünelden geçmeyi başarır başarmaz bir roma kampına giriş yapacağından da hayli bihaberdir.
gaia'nın uyanmak adına güç topluyor