A book full of symbolism
Puan vermedi
This book takes place in imaginary town in Maycomb, Alabama. The book portrayes the racial injustice in 1930s through an African American man, Tom Robinson. The book represents the universe of obligation and shows the social hierarchy. The protagonist, Scout faces criticism by her aunt because she doesn't fit the gender roles during that time. This book shows that how children can't process the reality. It's a great book where sometimes because of bias your innocence doesn't count. I recommend everyone reading this book since it's really touching. Harper Lee Bülbülü Öldürmek
To Kill a MockingbirdHarper Lee · Harper Perennial Modern Classics · 200288,6bin okunma
Puan vermedi
Savaşın kendisinden çok, insanların savaş karşısındaki sessizliğini anlatıyor ve iş işten geçince ses cikarmanin ne önemi var? #birgünherkesbunahepkarşıymışgibiyapacak duvarına çarptım bugün de‍Ne demişti Yaşar Kemal "her savaş önce yoneticileri çürütür ondan sonra da halkları çürütür" Bir yerde insanlar ölürken başka yerlerde hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, zaman geçince herkesin vicdanlı görünmeye çalışması kitap boyunca en sert hissettirdiği şeylerden biri oldu. Yalnızca bir coğrafyayı değil; korkuyu, kaybı, görmezden gelinmeyi ve dünyanın seçici merhametini anlatıyor. Bazı acılar günlerce konuşulurken bazılarının sessizce unutulması! insanın içine oturan taraflardan biri. Kitabı okurken duyduğum his ise; İnsanlık olan biteni durduramadığı için değil, alıştığı için susuyor olabilir mi? Öfke, hüzün, çaresizlik ve vicdan sorgusu aynı satırlarda buluşuyor. Ağır ilerleyen ama düşündürdüğü şey uzun süre etkisini koruyan bir kitaptı. Savaşın sadece şehirleri değil, insanların geçmişini, çocukluğunu ve aidiyet duygusunu da yok ettiğini hissettiren bir roman İnsanlık neden böyle davranıyor? Acılar neden seçilerek önemseniyor? Tarih geçince herkes neden masum görünmeye çalışıyor? Yazarın asıl sorguladığı şey;savaş kadar sessizlik ve görmezden gelmek.‍ @nepalkitap çok güzel bir esere imza atmış #okumahalleri #filistin #gazze #omarelakkad instagram.com/p/DYjWCTCs6-c/?...
One Day, Everyone Will Have Always Been Against ThisOmar El Akkad · Knopf Publisher · 20258 okunma
Reklam
Have a good day everyone)
10/10
·577 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 14:24
Yani nasıl desem, Blood Meridian üzerine düşündükçe ilk aklıma gelen şey, bunun bildiğimiz anlamda bir roman olmadığı; daha çok insan zihninin sınırlarını zorlayan, içine girdikçe yön duygusunu kaybettiren bir tür karanlık deneyim olduğu. Cormac McCarthy burada hikâye anlatmaktan çok dünyayı soymuş gibi; dekoru, güven hissini, ahlaki rehberi, hatta bazen anlamı bile ortadan kaldırıp geriye sadece çıplak bir varoluş bırakıyor. Bu yüzden metni okurken “ne olacak” sorusu zamanla önemini kaybediyor, onun yerine “burada ne tür bir gerçeklik var” sorusu kalıyor. The Kid bu dünyanın içinde tuhaf bir şekilde merkezde gibi görünse de aslında merkezsizliğin kendisini temsil ediyor; yani o bir kahraman değil, bir sabit nokta hiç değil, daha çok olayların arasında sürüklenen bir bilinç parçası gibi. Onun pasifliği bile aktif bir seçim gibi değil, sanki dünyanın yapısı gereği mümkün olan tek duruş gibi hissediliyor. Bu durum beni sürekli şu düşünceye itiyor: McCarthy aslında karakterleri yazmıyor, onları bir tür kozmik mekanizmanın içine bırakıyor ve o mekanizma kendi mantığıyla çalışıyor. Bu mekanizmanın en rahatsız edici yüzü ise Judge Holden. Onu anlamaya çalışmak bile başlı başına bir kayma hissi yaratıyor çünkü o bir insan karakter gibi davranmıyor; daha çok fikirlerin bedene dönüşmüş hali gibi. Onun konuşmaları bir tartışma değil, bir tür ontolojik baskı. Sanki dünya onun söylediklerine göre şekilleniyor ya da en azından o öyleymiş gibi davranıyor. Burada şiddet sadece fiziksel bir eylem olmaktan çıkıyor ve bilginin, dilin ve hatta varoluşun kendisine karışıyor. Bu noktada Friedrich Nietzsche’nin düşünceleri zihnimde otomatik olarak yankılanıyor çünkü Nietzsche’nin değerlerin mutlak olmadığı fikri burada çok daha uç bir yere taşınmış gibi. Ama önemli fark şu: Nietzsche’de bu
Düşünce
Кровавый меридианCormac McCarthy · Иностранка · 20251 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 42. kitabı
EN İYİ ARKADAŞ. SIRDAŞ. SENATÖR. ERKEK ARKADAŞ. YÖNETİCİ. Beş yabancı. On milyon dolar. Ve ne zaman başlayacağı asla bilinmeyen bir yayın. One Lucky Winner, şimdiye kadar gördüğünüz hiçbir reality şova benzemiyor. Bu bir yarışma değil; bu, dünyanın gözleri önünde oynanan bir deney. Yarışmacılar, Kuzey Kaliforniya’daki gözlerden uzak, görkemli bir malikaneye kapatılıyor. Dış dünyayla tüm bağları koparılıyor. Telefon yok. İnternet yok. Tek bildikleri şey şu: Bir gün… bir saat… bir anda… canlı yayındalar. Yayın saati yok. Program akışı yok. İzleyiciler, yalnızca telefonlarına düşen bir uyarıyla oyunun başladığını öğreniyor. Uyarı geldiği an, dünya ekrana kilitleniyor. Sosyal medya aynı anda alev alıyor. #OneLuckyWinner trend oluyor. Kimsenin kaçma şansı yok ne yarışmacıların, ne izleyicilerin. Malikanede kamera her yerde. Ama gerçekler… saklanacak yer buluyor. En İyi Arkadaş herkesin bildiğini sandığı şeylerden fazlasını biliyor. Sırdaş, sustuğu her an bir şeyler biriktiriyor. Senatör, geçmişin gölgelerinden kaçamayacağını henüz fark etmiyor. Erkek Arkadaş, rolünü ne kadar iyi oynarsa oynasın, maskesi çatlamaya başlıyor. Yönetici ise kontrolün elinden kaymasının ne demek olduğunu öğrenmek üzere. Başta her şey bir oyun gibi. Lüks. Şarap bağları. Spa. Sonsuzluk havuzu. Ama izolasyon derinleştikçe, sırlar su yüzüne çıkıyor. Ve yarışmacılar çok geçmeden şunu anlıyor: Bu artık sadece bir reality şov değil. Birisi izlenmekten zevk alıyor. Birisi daha fazlasını istiyor. Ve birisi… kan peşinde. Oyun, dünya yarışmacıların gerçekte kim olduklarını öğrenene kadar bitmeyecek. Peki ya sen? Uyarı geldiğinde ekrana bakacak mısın? Yoksa gözlerini kaçırıp her şeyin bir kurgu olduğunu mu düşüneceksin? • Kitabın puanı 3.64 olduğu için başlarken biraz çekimserdim. Konusunu da özellikle
Everyone is WatchingHeather Gudenkauf · Park Row Published · 202418 okunma
Kim kimi gözetliyor
Puan vermedi·328 syf.··
2026 5. kitabı
Heather Gudenkauf’un "Everyone Is Watching" (Birileri Bizi Gözetliyor) kitabını bitirdiğimde zihnimde tek bir soru belirdi: Karakter mi hikayeyi yönetir, yoksa kurgu mu karakteri hapseder? Kitap, temelini hepimizin bildiği Survivor ve Squid Game dinamiklerine dayandırıyor; 10 milyon dolar, klostrofobik bir malikane, akrepler ve elektroşoklar... Ancak şunları söylemem gerek. Karakter Arketipleri ve "Tanıdıklık" Hissi: Kitaptaki yarışmacılar rastgele seçilmemiş, bu bir artı. Ancak karakterlerin kod adları ve meslekleri arasındaki bağ çok çizgisel. Örneğin: Ned (Yönetici): Christian Grey’in bir "rebranding" çalışması gibi. Otorite ve güç temsili çok net ama bir o kadar da tahmin edilebilir. Bence takma adı tacizci olmalıydı. Senatör: Tipik bir politikacı portresi. Oysa burada kurguyu derinleştirmek için çok daha spesifik, "nadire" meslekler kullanılabilirdi. Düşünsenize; bir oyuncak tamircisi veya bir makinist bu malikanede olsaydı, olaylara yaklaşımları teknik ve sembolik açıdan çok daha özgün olmaz mıydı? Karakterlerin sıradanlığı, onların geçmişindeki karanlık sırlarla dengelenmeye çalışılsa da, mesleki derinlik kurguyu bir üst seviyeye taşıyabilirdi. Oyun Mekaniği: Süper İpucu mu, Ölü Yatırım mı? Malikanedeki oyunlarda kazanılan "süper ipuçları" ve "oyun değiştiriciler", maalesef hikayenin akışında beklediğim radikal etkiyi yaratmadı. Bir mühendis olarak söyleyebilirim ki; eğer bir sistemde "Game Changer" varsa, bu değişkenin denklemi tamamen bozması gerekir. İpuçları daha fonksiyonel, daha stratejik kurgulanabilirdi. Fernanda ve asistan figürü etrafında dönen o dar çember, belki de daha geniş bir karakter havuzuyla desteklenmeliydi. Kim Kazanacak? (Sosyolojik Paradoks) Hasta çocuğu olan o "Fedakar Anne" figürü mü? Yoksa etik değerlerini güç için feda etmiş olanlar
Birileri Bizi GözetliyorHeather Gudenkauf · Artemis Yayınları · 202618 okunma
3/10
·352 syf.··
2026 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 13:36
This book had been showing up on my YouTube for a long time, and from what I understood, the reviews weren’t very positive. I wanted to read it without being influenced by any opinions and decide for myself after finishing it—but I can say this: from the very first chapter, I was like, what am I even reading? Is it possible to not connect with a single character? They were all boring, like robots with just one assigned role. You’ll be the best friend, you’ll only exist for one chapter. Some things were way too obvious—for example, I immediately understood that the letter wasn’t from the mother. And then there were those birdcages, and the ring inside the cage… I don’t know, there was absolutely no chemistry between the two main characters. Zero romance. And honestly, we didn’t even get a proper “second chance” story. Blair felt like a teenager, and Declan was just… unclear as a character. The “just friends” trope also felt pointless. And for example, the whole Lottie situation felt rushed and underdeveloped. Honestly, I’ve realized not everyone is meant to be a writer—but if you already have a fanbase, becoming one seems pretty easy. I really wanted to like this book, but it didn’t even give the rom-com vibe I was hoping for. I only kept reading just to finish it, because from beginning to end, everything was so predictable. Somehow their problems would get resolved, and of course, it would end with a marriage proposal… It fell far below my expectations. I don’t think I’d recommend it—unless you enjoy boring romance stories. Bu kitap çok uzun zamandır YouTube'da karşıma çıkıyordu ve anladığım kadarıyla yapılan yorumlar pek olumlu değildi. Hiçbir yorum beni etkilemeden okumak istedim ve kitaba okuduktan sonra kararımı vermek istedim ama şunu söyleyebilirim ki, ilk
Just FriendsHaley Pham · Atria Books · 20263 okunma
Reklam
Reklam