Gözlerimi kapattım, kulak kesildim; Sputnik'in, dünyayla tek bağları yerkürenin çekim gücü olan, gökyüzünde dolaşmaya devam eden torunlarını düşündüm. Bu yapayalnız metal küreler uzayın dipsiz karanlığında birdenbire karşılaşıyor, birbirlerinin yanından geçip gidiyorlardı, bir daha asla karşılaşmamak üzere ayrılarak. Birbirlerine ne söyleyecek bir şey vardı, ne de yerine getirmek üzere verecekleri bir söz.
"Neden insanlar bu denli yalnız olmak zorundalar? Neden bu denli yalnız olunmak zorunda? Bu dünyada bu kadar çok insan yaşarken, her birimiz bir başkasından bir şeyler beklerken, neden bu kadar yalnızız? Ne için? Yoksa gezegenimiz, insanların yalnızlığından beslenerek mi sağlıyor dönüşünü?"
Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük bir zekâ düzeyiyle doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?
Beckmann! Beckmann! Boş ver! Sen her şeyi gaz maskesi gözlüğüyle görüyorsun. Her şeyi gizli tarafından görüyorsun, Beckmann! Boş ver, yahu! Evvel zamandaymış o: Alaska'da iki kızın buzlar arasında donup öldüğünü gazetede okudukları vakit Kap şehrindeki adamların, lambalarının yeşil abajuru altında derin derin içlerini çekmesi! Eskidenmiş o: Boston'da bir çocuk kaçırılınca Hamburg'daki halkın uyku yüzüne hasret kalışı. Eskidenmiş, Paris'te bir adam balondan düşüp parçalanınca San Francisco'luların yas tutması.