Mouffe'a göre, her ne kadar "merkez siyaset", "ideolojilerin sonu", "sağ-sol ayrımı kalmadı" gibi söylemler yaygınlaşmışsa da siyasetin özü çatışmadır. İnsanları yalnızca iyi yönetilmek isteyen bireyler gibi kurgulamak, farklı kimliklerin, aidiyetlerin görmezden gelinmesine yol açar, bu da sağ popülizm, aşırı milliyetçi hareketler gibi çeşitli uç siyasal projelerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu duruma yol açan, "Üçüncü Yol" gibi merkezci konsensüs siyasetçilerinin antagonizmaları siyasal alandan dışlamalarıdır Mouffe'a göre. Böylesi bir dışlama, siyasi tercihleri de bireysel özelliklere indirger, oy verme davranışını cahillik veya irrasyonellikle açıklamaya çalışmak gibi. Halbuki gerçekte olan siyasal karşıtlık ve çeşitliliktir. Şu halde ortadan kaldırılması gereken düşmanlar çıkmaz açığa, ama bu mücadele edilmeyecek anlamına da gelmez. Düşman değil, meşru bir hasım haline gelen insanlar olması gerektiğini düşündükleri şeyler için mücadele ederler. Mouffe ortak demokratik kurallar çerçevesinde mücadele edilen bu modele agonistik demokrasi diyor, gerçekleştirilebilirliği ise hayli şüpheli. Elbette çatışmanın bitmeyeceği, günümüz siyasal partilerinin temsil krizine ve popülizmin yükselişine yönelik teşhisleri bu çalışmayı değerli kılıyor. Ancak önerisi bulanık, hatta uygulanabilirliği mümkün mü emin değilim. Temsili sağlayacak ve demokrasiyi işler kılacak olanın sınıf, cinsiyet, ırk vb. gibi çeşitli tahakküm biçimlerine karşı çıkan grupların geniş bir sol hegemonya oluşturması olduğunu iddia ediyor. Burası da epey zor, günümüz birleşememelerini ele alırsak. Kaldı ki sağ grupların birleşmesi sol grupların birleşmesine göre her zaman daha kolay. Yine de sağ popülizmle mücadelenin yolunu bir karşı mücadeleyle solun birleşmesi olarak görmesi umut vaat ediyor.