Kendi evimde evsiz kaldıgımı farkettim. Belki de kendi evimde yer edinemedigim için nereye gitsem kendimi ait hissedemedim...
1000Kitap
Uzun zamandır kitap okuyamıyorum uygulamaya önceden okuduklarımı ekledim. İki aydan fazla bir süredir sadece bir kitap bitirdim ve bu durumdan çok da şikayetçi olmayışıma şaşırıyorum. Eskiden böyle bir durum olsaydı en geç iki hafta sonra tekrardan okumalarıma geri dönerdim çünkü okumadığım her gün içimden bir parça eksiliyordu ve o günü yaşamıyor hissiyatına kapılıyordum. Üç yıl önce sınıf öğretmenliğini bitirdim ve şu an bir köyde öğretmenlik yapıyorum günde 90 km gidip geliyorum çünkü kendi aile evimde kalıyorum. Gün içinde bu kadar çok şey yaparken iki sayfa kitap okumamanın derin üzüntüsünü yaşardım ama şu an bu duygudan eser yok belki de çevrede konuşabileceğin hararetle okudukları veya etkilendikleri olaylardan bahseden insanların olmayışı beni bu duruma sürüklüyordur. Açıkcası günümüz değer yargıları da çok değişti herkes paranın ve görünümlerin kölesi olmuş. Böyle bir dünyada yaşadığını gördüğünde okuduklarının da herhangi bir manası gelmiyor gibi ve sana kattığı hiçbir şey yokmuş gibi hissettiriyor. Ne diyeceğimi bilmiyorum kendimi tamamen akışına bıraktım ve kitap okumadan da yaşayabiliyormuşum ama akışına bırakmak benim karakterime biraz ters geliyor çünkü kitap okuyarak bulunduğum bu sıkıcı gerçeklikten kopup uzak diyarlardaki insanların düşüncelerini okumak bana daha keyif verici geliyordu. Çok zeki bir insan olduğumu düşünmüyorum ortalama bir insan zekasına sahibim ama insanlar arasındaki o ince detayları fark edebiliyorum ve nerede nasıl davranmam gerektiğinin farkındayım. Yani aslında evet kitap okumak insanın işine bayağı yarıyor ama istediğim o ruh yok toplumda ya da benim kuşağımda. 2000’lerin dünyasında yaşamış olsaydım belki de kendimi daha mutlu ve huzurlu hissedebilirdim. Eskiden ne kadar az okumuş olursam hayata dair o kadar kesin yargılara
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Piç sensin piç donat,gururum yaaaa
Bir şekilde fırsatını bulup o kırmızı odaya girmeliydim. Sonat o odayı bu kadar iyi koruyorsa belli ki orada görmemi istemediği bir şey vardı. Eğer ona yakalanmadan kırmızı odaya girmeyi başarırsam belki Beşir’le ilgili bir şeyler bulabilirdim. Sonat’ın evine taşınmamın tek nedeni annem ve Gurur’a iyi bir ders vermek değildi, aynı zamanda Beşir’in nerede olduğunu bulmalıydım. Sonat yanımda otururken kolunu omzuma atınca tüm bedenim gerildi ama tepki vermemeye çalıştım. Zorla elime tutuşturduğu kadehi gösterip hafifçe tebessüm etti. “İçkini hiç içmemişsin.” İçkiden nefret ettiğimi bilmesine rağmen her ortamda bana bir kadeh uzatması dayanılacak gibi değildi. Onun evinde içecek kadar aptal değildim, Sonat çoğu konuda bana hiç güven vermiyordu. “Alkol tüketmiyorum.” Kadehi sehpanın üzerine bırakma bahanesiyle ayağa kalkıp onun temasından kurtuldum. “Uykum geldi, hangi odada kalacağımı gösterir misin?” Bilerek ondan uzaklaştığımı anlamıştı. Tüm keyfi kaçtığında duvardaki saate bakıp bana döndü. “Saat daha on, uyumak için çok erken değil mi?” “Bugün yaşadıklarım benim için hiç kolay değil.” Yalandan esneyip uykum gelmiş gibi davranmaya başladım. “Biraz uyuyup dinlenmek istiyorum.” “Pekâlâ.” Başını hafifçe sallayarak ayağa kalktı. “Odamda rahat edeceğine eminim.” Omuzlarımdan başlayıp tüm bedenime ulaşan soğuk bir hisle kaskatı kesildim. “Odanı bana vermene gerek yok, başka bir odada kalabilirim.” Gözlerindeki sıcak ifadeyle yanıma gelip elini belime koyduğunda yine tedirgin olmuştum. Sürekli bana dokunması sinirlerimi bozuyordu. Belimi tutarak beni kapıya doğru yönlendirirken sık sık bakışları bana kayıyordu. “Evimde rahat etmeni istiyorum, odamda kalabilirsin.” “Sen nerede kalacaksın?” “Seninle aynı odada.” Anlamadım? Adımlarım durduğunda sırtımdaki eli bir ateşe
Evimde kitaplığım olsun başka bir şey olmasa da olur.
Desem ki
Cahit Sıtkı Tarancı Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim Senden kopardım çiçeklerin en solmazını Toprakların en bereketlisini sende sürdüm Sende tattım yemişlerin cümlesini Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin. Desem ki... İnan bana sevgilim inan Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi fark edemezsen Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme müsterih ol Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum
"Neden hiçbir şey beklediğimiz gibi olmuyor? Neden? Neden çaresizce çürümek zorundayız acı ve arzularla ikiye bölünerek? Neden hayatımı sürgün geçirdim? Neden yalnızca o nadir anlarda kendimi evimde hissettim, dilimi konuşma lütfu nasip olunca? Kendi dilimi. Kayıp kelimeleri henüz telafi edebiliyorken ya da sessizlikte unutulmuş kelimeleri bulup çıkarabiliyorken. Neden yalnızca o zaman ayak seslerimi duyabildim... yeniden evimin içinde yankılanan? Neden? Söyle anne, neden sevmeyi bilmiyoruz?" 🎬Eternity and a day