8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:17
"Çocukluğumu aramak bir rodeo atına binmek gibiydi; er ya da geç üzerinden fırlatılacağımı biliyordum." Alex Schulman kitaplarını okuduysanız az çok tahmin edersiniz ki, hikâyelerin sonu bir şekilde çocukluk travmalarına çıkar. Bu beni nedense hiç rahatsız etmiyor. Aksine okuduğum her kitabında düğümler çözüldükçe "Oh be!" diyor, adeta baş karakterle birlikte ben de yüklerimden kurtuluyorum. Öğretmenlik yapan kırk beş yaşındaki Vidar'ın, iki yıl önce kaybettiği babasından kalan eşyaların arasından bir telefon rehberi bulmasıyla başlıyor olaylar. İçgüdüsel bir hareketle, çocukken yaşadığı yazlık evin telefon numarasını çeviriyor ve bingo! Telefonu babası açıyor. :) Her gün aramaya başlıyor Vidar, aile bireylerinin hepsiyle konuştuğu gibi, kendi çocukluğu ile de adeta dost oluyor. :') Kendi çocukluğunuzla sohbet ettiğinizi düşünsenize.Okurken bile tüylerim diken diken oldu benim. Her aradığında ailenin yılın aynı gününü yaşadığını fark ediyor: 17 Haziran 1986. Ve bugünün bir anlamı olduğunu, bir sır taşıdığını, önemli bir olay yaşanmış olduğunu keşfediyor fakat bu gizemi çözmek tam bir yılına mal oluyor, tabii bir de akıl sağlığına. Paralel evren mi, büyülü gerçekçilik mi derken ikisinin de olmadığını çabucak anlıyorsunuz. İkisi de Schulman'ın tarzı değil zaten. Velhasıl; bir çeşit kırılma noktasının olduğu o günün, aslında sıradan bir gün olmadığını, yetişkin bir insanın hayatını bugün bile derinden etkileyecek bir yaranın aslında o gün açıldığını ve Vidar'ın belki de ruhunda buna benzer daha ne yaralar taşıdığını boğazınızda bir yumru ile idrak ediyorsunuz. Çocukluğumuzda oluşan ve bir ömür boyu kapatamadığımız o gedikler... Kiminin varlığından bile haberdar olmadığımız o koca çukurlar... Kendi çocukluğunun korkularını gidermek, ona güven vermeye, onu korumaya
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,287 okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:37
DAĞLARDA KOŞAN KADIN-YÜKO TSUŞIMA,264 sayfa Dağlarda Koşan Kadın 1970 Japonya’sında 🪭modern toplumun dayattığı şekillere , anneliğin gerektirdiği kalıplara ve yalnızlığa karşı sessiz,kararlı ve devasa bir başkaldırının romanıdır. 21 yaşındaki bekar bir anne olan Takiko’nun hikayesini anlatır .Evlilik dışı bir çocuk dünyaya getiren Takiko, hem muhafazakar ve baskıcı ailesiyle hem de 1970'lerin sonu Japon toplumunun acımasız ahlak normlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.Alkolik ve işsiz bir baba,evin geçimine katkıda bulunmak için gece gündüz dikiş diken bir anne ve liseye giden erkek kardeşiyle aynı küçücük evi paylaşmak zorunda olan Takiko…Şimdi bir de minik erkek bebeği Akira ile bu evde yaşamak zorundadır kendi başına bir eve çıkacak kadar para kazanana kadar… Takiko, ne ailesinden ne de çocuğunun babasından destek görür; tamamen yalnızdır. Zaten bir gecelik ilişkinin meyvesidir bebeği,adamın haberi bile yoktur. Kitap kahramanı dik başlı,fevri hareketlerde bulunan,kendi ayakları üzerinde durmaya,parasını kazanmaya çalışan ,yaşı çok küçük olmasına rağmen aile baskısına karşı gelen bir karakter. Takiko'nun ailesi ise toplumun küçük bir modelidir. Özellikle şiddete meyilli babası ve kızını korumak yerine elalem ne der korkusuyla hareket eden annesi, Takiko’nun kaçmak istediği o basık-boğucu dünyanın kendisidir adeta. Dağlarda Koşan Kadın ,sadece bir kadının hayatta kalma mücadelesi değil; bireyin, toplumun çizdiği sınırların dışına çıkıp kendi sınırlarını keşfetme hikayesidir. Buradaki dağ,kişinin kendisini,gücünü tanımasını sembolize eder. Yazarın hayatını incelediğimizde Dağlarda Koşan Kadın kitabının kendi yaşam öyküsünden kesitler sunduğunu,ünlü yazar Osamu Dazai’in kızı olduğunu görüyoruz.Yani yazarın hayatı da bekar bir anne olarak geçmiş,eşinden boşanıp iki
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202543 okunma
Reklam
10/10
·272 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 19:10
Malma İstasyonu’nun ardından okuduğum 17 Haziran, bende çok daha derin bir iz bıraktı. Her iki kitapta da benzer yaraların; sorunlu ailelerin gölgesinde büyüyen çocukların ve en acısı da çocukların birer "tercih meselesi" haline gelişinin izini sürüyorsunuz. Ancak 17 Haziran, hem kurgusu hem de ele aldığı konunun işleniş biçimiyle bence çok daha başarılı bir kitap. Okurken bir yandan hikayenin sonunu merak ettim, bir yandan da bitmesin istedim. Kitabın merkezinde bir öğretmen olan Vidar var. Vidar, okuldaki bir kavga sırasında öğrencileri ayırmaya çalışırken başını büyük bir belaya sokar. Olay anına ait video kayıtları incelendiğinde, kavga eden çocuğun sessizce ona bir şeyler fısıldadığı fark edilir. Vidar, o gizemli cümlenin izini sürerken aslında kendi geçmişinin ve travmalarının izini sürer. Roman bu noktada iki kollu bir kurguyla ilerliyor. Bir diğer tarafta Vidar, babasının ölümünün ardından evdeki eşyaları toplarken eski bir defter bulur. Defterde çocukluğunun geçtiği yazlık evin telefon numarası yazılıdır. O numarayı çevirdiğinde ise zaman aynıdır; geçmişe bağlanıp annesiyle, babasıyla ve en önemlisi kendi çocukluğuyla konuşmaya başlar. Yetişkin Vidar’ın küçük Vidar’ı yüreklendirdiği o anlar çok sarsıcı. Küçük Vidar’ın merakla "Karikatürist oldum mu?" diye sorması ve yetişkin halinin onu teselli etmek için "Hem de en iyisi oldun" demesi çok dokunaklıydı. Kitapta yetişkin bir adamın çocukluğuna dokunuşu anlatılıyor gibi görünse de beni asıl vuran kısım, küçük Vidar’ın yetişkin Vidar’la konuşması oldu. Geleceğe dair kaygılarla dolu o küçük çocuğun, gelecekteki halinin sesini duyması kimbilir ona ne kadar iyi gelmiştir... Belki de o an, büyüdüğünde tüm bu yaraların bir gün geçeceğini hissetmiştir. Çocukluğunda derin kırılmalar yaşayan Vidar’ın, geçmişe
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,287 okunma
Kuru Gözle Çıkamadığım Kitap..
10/10
·304 syf.·
2026 87. kitabı
Ben nasıl bir kitap okudum arkadassss, içinde yok yok.. Sevgi, merhamet, acıma, inanç, kayboluş, yalnızlık, öfke, sessizlik, sevinç, huzur, umut.. Söyleyin bana kaç kitap tüm bu duyguları bağrında saklayabilir, kaç bahçe böyle çiçekleri gözlerinize serebilir, kac insan hepsini adım adım size sunabilir?.. Gözyaşlarıma hâkim olamadım.. arkada çalan "Rodrigo' nun gitar konçertosu" eşliğinde.. Meğer ne kadar acıkmışım duygu seline, beni boğacağını bile bile nasıl kulaç atmışım dalgalara, yine o suların yoğunluğunda nasıl da nefes alabilmişim, heyhat! Hayret.. Eseri okurken gözlerimin önüne gelen ayetlere ne demeli.. Tam sabrın tükeneceği yerde; "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah suresinin 5,6 Ayetlerinin yüreğime su serpmesi.. Eşlerin birbiri içinde uyumlarını gördükçe; aklıma gelen Rum süresinin 21. Ayeti.. "Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir." Kitabı okurken sanki boğulma riski sonrasında dalgalar beni kıyıya vurmuş, güneş tepeden kızıllığını göstermiş, ben kıyıda sırt üstü uzanmış, gözlerimi hafifçe kısarak güne bakıyorum.. derin ve aralıksız nefes alıyorum, ellerim kumların sıcaklığını okşarken yaşadığıma sonsuz hamd senâlar ediyorum, çünkü bu eserden kuru bir gözle, hafif kıvrılmayan bir dudakla, heyecanla atmayan bir kalple çıkamayacağınıza kefil olabilirim.. #Umut serisi denen bu eserin öncesinde yazarın Yusuf Yüzlü Demir Yürekli kitabıyla tanışmama vesile olan hayatıma soğuk bir kış günü ellerim soğuktan titrercesine usurken, ve çaresizce gözlerim boşluğu tararken güneş gibi doğan esraSultan'ıma çok teşekkür ederim.. kış soğuğunda güneşin değeri ne ise, ya da harlı bir odun ateşinin yüzüme vuran sıcaklığı ne ise, EsraSultan'ında küçücük çocuk
Asi ve MaviŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2019594 okunma
Yaktı geçti...
10/10
·400 syf.··
2026 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 01:47
__ Orhan Kemal'in "ağlayarak yazdım" dediği bu roman, gerçekten insanın yüreğini dağlayan cinstendi. Kitap, Av Mazhar'ın henüz okulunu okurken yan evin avlusunda görüp vuruldugu öksüz+ yetim Nazan'la evlenmesi ve zalim annesi Hacerle hep birlikte yaşadıkları konakta gelinine ettiği hainliklerle başlıyor. Kadın alenen kötü. Klasık kayınvalide kıskançlıgını öyle bir yasıyor ki ağzı var dili yok, saf, nereye ceksen oraya giden, hizmetçiden farksız gelinine etmediğini koymuyor. Velhasıl evde huzur bırakmayan fitne kaynana ve (annesinin etkisiyle) karısı Nazan'ın sözde cilvesinin olmaması ve alıklıgını bahane ederek vicdanını susturan Av Mazhar, bir bar kadını olan Nerimana tutuluyor. Sonrası Nerıman için mükemmel olurken, zavallı Nazan ve oglu Haldun için üzücü ilerliyor. Kıtapta herkes bir sekılde layıgını buluyor lakin Nazan'a olanlar insanın boğazını düğüm düğüm ediyor. Heleki boynu bükük büyüyen oglu Haldun'un annesıne dair öğrendiği hakikat... Kitabı okurken ilahı adaleti beklıyorsunuz ancak Nazan'a maalesef ugramıyor :(( Neriman el üstünde... Haldun'u alıp bağrınıza basmak istiyorsunuz. Sonu ise çok çok çok acı bitiyor. Kitap bu sene okudugum en etkileyici, en iç burkan, en dramatik, en bizden, en sahici kitaptı. O kadar akıcıydı ki elıme aldığımda bırakamıyordum. Yeşilçam filmi tadında ama Yeşilçamdan çok daha sahici.. Bu kitabın etkisinden kurtulabilecegımı sanmıyorum. Orhan Kemal, ahhh ne yaptın böyle !! __
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 8. kitabı
Orhan Kemal'in yazarken ağladığı o kitap:El Kızı Bu kitap tıpkı bir Yeşilçam romanı gibi, ama sonu mutlu değil buruk bitenlerden. Sigmund Freud bizim toplumumuz tarafından hep çok başarılı ve haklı bulundu. Çünkü bizim toplumumuzda belki de yüzyıllarca yer etmiş gelin-kaynana gerçeği var. Aslında sorunlu olan gelin-kaynana değil asıl sorun olan annesinin ve eşinin konumunun ayrımını yapamayan, Ağa, paşa gibi sözlerle büyütülmüş, babasından gördüğünü aynen eşine ve annesine uygulayan evin oğulları. İşte kitabımızda böyle karakterlerle başlıyor. Zalim anne Hacer, onu yücelten oğlu Mazhar, ve kaynana eziyeti altında zulüm gören Nazan. Ah Nazan! Öncesinde kitap başladığında öyle çok kızdım ki sana. "Neden hakkını aramıyorsun, neden sesini çıkarmıyorsun" diye sonra anladım ki meğer büyültüldüğün sözler çok da farklı değildi. Senin büyütüldüğün sözler "Erkek kadının küçük tanrısıdır" sözleriydi. Bizim toplumumuzun en büyük cehaletinin ve putunun "elalem" olduğunu kitapda bir kez daha görüyoruz. Kadınlar bu toplumda hep eziyet çekti çekmeye de devam ediyor. Sanmayın ki kitapta yaşananlar günümüzde yaşanmıyor. Belki kadınlar kaynanasıyla aynı evde yaşamıyor ama iş hayatında yaşadığı mobinglerin pek de farklı yok esasen. Yahut daha kötüsü olan tacizler, tecavüzler sonucunda suçluya gereken cezayı vermeyen hakimler, suçlunun takım elbise giyince cezasının hafiflemesi bize toplumun geliştiğini mi gösteriyor yahut bir arpa boyu yol gidemediğimizi mi? Bazı şeyler bitmiyor yalnızca şekil değiştiriyor. Umutsuz muyuz peki? Elbette hayır! Kitaptaki Haldun karakteri tam da bunu simgeliyor. İyi ve saygılı, gereken değerlerin verildiği gelecek nesilin bizlere umut ışığı olduğunu. Bu çarkın değişmesi için yeni nesile gereken eğitimin ve manevi değerlerin öğretilmesi ve eğitilmesi şart.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Reklam
Reklam