“Hafta sonu alışverişinden hep "angarya" olarak söz edilir. Şuursuzluk ya da art niyetli bir bahane. Oysa refahın bedeli, bolluğun ceremesi olarak görülebilir. Evin dirliğini sağlamak her zaman emek gerektirmiştir, eskiden bugünkünden çok daha fazla, imtiyazlı sınıflar hariç, onlarda bu işleri hizmetçiler yapardı.”
Sayfa 31·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan bazı şeylerin sonsuza kadar süreceğini sanıyor. Mesela bir evin isiginin hep yanacagun1.. Annesinin sesini her gün duyacağını... Babasının her akşam işten döneceğini... Yanındaki insanların hiç gitmeyeceğini... Sonra hayat yavaş yavaş göstermeye başlıyor kendini. Bazı sandalyeler boş kalıyor. Bazı insanlar sadece anılarda yaşamaya başlıyor. Ve insan ilk kez o zaman anlıyor: Hiçbir şey gerçekten kalmıyor. Biz gidiyoruz. Günler geçiyor. Sesler unutuluyor. Ayak izlerimizi bile siliyor zaman. Her şeye rağmen yine de seviyoruz. Yine de hayal kuruyoruz. Belki de insanı güzel yapan şey, bir sonu olduğunu bile bile bağ kurabilmesi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Anneler yaratılmışların en güzelidir
Ben dünyaya gözlerimi ilk açtığımda, sadece sımsıcak bir kucak bulmadım; güvenli bir yuva buldum, bir vatan gördüm. Sevgi, şefkat, merhamet dolu bir yüz gördüm. O annemdi. Çocukken onu sadece anne sanırdım. Meğer evimizin çatısıymış. Kışa karşı duvarı, karanlığa karşı kandili, yokluğa karşı bereketiymiş. Bir evde saatler bile annenin ritmine göre çalışırmış. O kalkınca sabah olur, o sofrayı kurunca bereket gelir, o pencereyi açınca eve güneş dolarmış. Biz çocukken fark etmezdik. Suyun bardakta hazır oluşunu, ekmeğin sofrada bekleyişini, ütülenmiş kıyafetleri, toparlanmış odaları hayatın doğal düzeni sanırdık. Meğer bütün o düzenin görünmeyen adı: anneymiş. Bir ağacın kökü gibiydi. Kimse kökü görmezdi, ama bütün dallar onunla ayakta dururdu.
Anneler yaratılmışların en güzelidir
Ben dünyaya gözlerimi ilk açtığımda, sadece sımsıcak bir kucak bulmadım; güvenli bir yuva buldum, bir vatan gördüm. Sevgi, şefkat, merhamet dolu bir yüz gördüm. O annemdi. Çocukken onu sadece anne sanırdım. Meğer evimizin çatısıymış. Kışa karşı duvarı, karanlığa karşı kandili, yokluğa karşı bereketiymiş. Bir evde saatler bile annenin ritmine göre çalışırmış. O kalkınca sabah olur, o sofrayı kurunca bereket gelir, o pencereyi açınca eve güneş dolarmış. Biz çocukken fark etmezdik. Suyun bardakta hazır oluşunu, ekmeğin sofrada bekleyişini, ütülenmiş kıyafetleri, toparlanmış odaları hayatın doğal düzeni sanırdık. Meğer bütün o düzenin görünmeyen adı: anneymiş. Bir ağacın kökü gibiydi. Kimse kökü görmezdi, ama bütün dallar onunla ayakta dururdu.
demek her şeyin sonu böyle olacaktı; halıların, mobilyaların, kiraladıkları küçük evin, buluşup birlikte dışarıda gezmelerin, nefes kesen güzellikteki yıldızlı gecelerin, kendini teslim etmenin hazzının, sevmenin, sevilmenin, her şeyin.
Sayfa 59·Kitabı okudu