7/10
·72 syf.··
2026 15. kitabı
Watson Ailesi, Jane Austen'in, tahminen 1803 civarında yazmaya başlayıp yarım bıraktığı kitabı. Yazarın bu şekilde yarım kalan iki eseri var: Biri Sanditon, diğeri Watson Ailesi. Watson Ailesi'nin elimizdeki kısmı yaklaşık iki haftalık bir zaman dilimini anlatır. Baş karakter Emma, halası tarafından küçükken evlat edinilniş bir kız. Halasının ilk eşi vefat edince ve büyük bir hata olarak görülen ikinci bir evlilik yapınca, Emma beş parasız halde babasının evine dönmek zorunda kalır. Annesi yıllar önce vefat etmiş, babası ise ölümcül bir hastalıktan muzdariptir. Normalde altı kardeştirler. Ama Emma geldiğinde evde sadece en büyük ablası Elizabeth vardır. Diğerleri çeşitli sebeplerden evde yoktur. Olayların geçtiği iki haftalık sürede Emma bir baloya katılarak ailesinin çevresini tanıma şansı bulur. Sonrasında eve tek tek gelen diğer kardeşlerini tanımaya başlar. ***** Kitabın bu kısmında ön plana çıkan duygu, yabancılık hâli. Emma, küçük yaşlarda evden ayrıldığı için kendi ailesine yabancı bir genç kız. Yetiştiği koşullar da diğer kardeşlerden farklı. Bu yüzden ciddi bir aidiyet sorunu yaşıyor. Romanın devamı gelse neler olacaktı acaba?
Watson AilesiJane Austen · Zeplin Kitap Yayınları · 2019579 okunma
8/10
·340 syf.··
2026 36. kitabı
Hamnet Büyük bir ateş yakacağız çünkü ateşi düşürmenin en tesirli yolu alev alev yanan bir ateştir. Hepinizin bildiği, çoğunuzun ya okuduğu ya da filmini mutlaka izlediği bir eser Hamnet. Roman, Shakespeare’den çok onun eşi Agnes’e odaklanıyor. Agnes; şifacılığıyla, güçlü sezgileriyle ve evlat acısını en derinden yaşayan bir anne olarak hikâyenin merkezinde yer alıyor. Bana göre kitabın asıl kahramanı da o. Kitabı okurken, bir evlat kaybının sadece bir insanı değil, bir evi, bir aileyi ve hatta bütün bir hayatı nasıl değiştirebildiğine tanık oluyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe o acının herkesi yavaş yavaş nasıl sardığını hissetmemek mümkün değil. Hamnet, benim için yalnızca başarılı bir edebi eser değil; bir yazarın evlat acısını unutulmamak üzere satırlara işlemesinin, onu ölümsüzleştirme çabasının bir yansıması. Ben filmini de izledim. Hem kitap hem film oldukça etkileyici ve yer yer insanın içini burkan bir anlatıma sahip. Sizlere kitaptan birkaç alıntı bırakıyorum. Onun gibisini tanımamışsındır.İnsanların ne diyeceği umurunda bile değil.Kendi bildiğinden şaşmıyor. İnsanın olmak zorunda olduğu kişi olabildiği için değil,olduğu gibi,koşulsuz şartsız sevilmesinin nasıl bir şey olduğunu hatırlayarak büyüyor. - Sakın beni unutma ..
HamnetMaggie O'Farrell · Teas Press · 20269,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·408 syf.··
2026 363. kitabı
Lucy Maud Montgomery’nin zamansız klasiği Yeşilin Kızı Anne, yetimhaneden yanlışlıkla evlat edinilen kızıl saçlı, sonsuz hayal gücüne sahip ve hayat dolu Anne Shirley'nin Avonlea kasabasındaki yeni yaşamına uyum sürecini sıcacık bir dille anlatıyor. Anne'in bitmek bilmeyen enerjisi, yaptığı sevimli hatalar ve çevresindeki insanların hayatına dokunarak onları dönüştürme gücü; dostluğu, aileyi ve doğanın güzelliklerini en saf haliyle okuyucuya hissettiren büyüleyici bir hikaye sunuyor.
Yeşilin Kızı AnneL. M. Montgomery · Koridor Yayınları · 202017,9bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 343. kitabı
Honoré de Balzac, Goriot Baba (Le Père Goriot) adlı bu dünya klasiği ve realizmin başyapıtı olan romanında, 19. yüzyıl Paris'inin yozlaşmış toplumsal yapısında, kızlarına duyduğu körü körüne, saplantılı ve sınırsız sevgi yüzünden her şeyini kaybeden trajik bir babanın ve yükselme hırsıyla yanıp tutuşan genç bir hukuk öğrencisinin hikayesini konu alır. Yazar; döküntü bir pansiyon olan Maison Vauquer'de bir araya gelen farklı sosyal sınıflardan karakterler üzerinden, aristokrasinin ve burjuvazinin acımasız dünyasını anlatırken; paraya dayalı ilişkileri, evlat hayırsızlığını, hırsı, toplumsal ikiyüzlülüğü ve insan ruhunun karanlık yönlerini, Balzac'a özgü "İnsanlık Komedyası" evreninin o muazzam betimleyici gücü, derin toplumsal gözlemleri ve sarsıcı, gerçekçi bir edebi dille işler.
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,7bin okunma
8/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:09
Bol ödüllü olması ve okuyanların cogunluğundan duyduğum güzel yorumlar nedeniyle başladığım bir kitap oldu ‘Muhabbet’. Adı da hoşuma gitti aslına bakarsanız. Kitap, Sybil’ın yazdığı ve kendisine yazılan mektuplardan oluşuyordu. Seksen yıllık bir ömre sığdırılan tüm duyguları, mutlulukları, acıları, ayrılık ve pişmanlıkları okuduk mektuplar sayesinde. Evlatlık olmayı umursamıyor gibi görünen, ama içten içe bu konuda hissettiği acıyı bastıran, buna eklenen evlat acısıyla daha da yaralanan Sybil’in öyküsü oldukça sakin bir tempoda anlatılıyordu kitapta. Başlangıçta kişiler biraz karışık gelse de, kitap ilerledikçe kişi ve olayları daha kolay anlamaya başladım. Bunda yazarın sade dili ve akıcı anlatımının da etkili olduğunu düşünüyorum. Bu sayede, sıkılmadan okuduğum bu kitabın konusunun, arka kapak yazısında çok güzel özetlendigini de belirterek; mektuplardan oluşan akıcı ve duygusal kitaplardan hoşlanan herkese kitabı tavsiye ediyor, konusunu(arka kapak yazısı) aşağıya bırakıyor ve umarım sizler de keyifle okursunuz diyorum. Kitaplarla kalın. (arkakapakyazısı) “Sybil her sabah yazı masasının başına geçiyor ve mektuplar yazıyor. Erkek kardeşine, en yakın arkadaşına, bahçecilik kulübünün üyelerine, En sevdiği derse katılmasına izin vermeyen üniversite dekanına, Favori yazarlarına, editörlere, ajanslara… Bir de O’na… Yazdıklarını bir türlü gönderemediğine... Dünyaya tutunmanın yolunu mektuplarda bulan Sybil Van Antwerp. Onu seven herkesi otuz yıldır kendinden uzakta tutuyor. Ancak inziva sona ermek üzere. Geçmişten gelen mektuplar, onu hayatının en acı dolu dönemiyle yüzleştirecek. Sybil artık o mektubu göndermek zorunda. Yoluna devam edebilmek için önce kendini affetmeli, Sonra tüm dünyaya gerçekleri anlatmalı.”
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 2026125 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 73. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:45
Öyküler boyunca kendimi sıradan ama bir o kadar da karmaşık bağların içinde buldum. Evlat acısıyla kavrulup, sanki acısını somutlaştırabilirmiş gibi kaybettiği her şeyin çaresizce listesini tutan o yaslı annenin kederi içime işledi. Bir üniversite profesörü ile onun saçlarını kesen kuaförün arasındaki o tuhaf, sınırları belirsiz ama bir o kadar derin bağda kendi yalnızlığımı gördüm. Ya da kendisinden iki kat yaş büyük bir adamdan her yıl düzenli olarak mektuplar alan o kadının içsel ıssızlığında, ömrünün son demlerindeki yaşlı bilim insanı ile bakıcısının ortak yaşam mücadelesinde hep aynı şeyi aradım: Tutunacak bir kırıntı. Yiyun Li’nin kahramanları büyük, mucizevi kurtuluşlar yaşamıyorlar. Ölümün, şiddetin, göçün veya köksüzlüğün o soğuk nefesiyle bir kez sarsılmışlar. Mutluyken sahip oldukları o eski adları, eski kimlikleri geride kalmış. Ama teslim de olmuyorlar. Hayata devam etmenin yolunu bir kavanoz balda, yaralı karıncaların o sessiz yürüyüşünde ya da yıllarca sandıkta saklanmış eski bir fotoğraf karesinde buluyorlar. Kitap bana en çok bu yüzden dokundu; hayata tutunmanın büyük sloganlarda değil, akıllardan çıkmayacak küçücük anlarda saklı olduğunu hatırlattı.
Mutluyken Başka Adlarımız VardıYiyun Li · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264 okunma
Reklam
Reklam