Hatırla, hatırla.Teyzem ise hatırlamamak, mektuba hâtıralardan başka şeyler yazmak için didiniyordu. Neyi hatırlayacaktı? Her yıl biraz daha mânasızlaşan yaz tatillerini, yâni her yaz biraz daha büyüyüp kimi âşık olan, kimi evlenen, fakat hepsi de her yaz kendinden biraz daha kopup giden yeğenlerini mi? Yoksa her evlât evlendirişte biraz daha kuruyan ablayı mı? Hele o ve o'nunla birlikte büyüyen yaşama korkusu nasıl hatırlanırdı? Nasıl hatırlansın?İçinde, o kalp dedikleri yerde, kalbinde "çirkin kız gururu"nun kaskatı direnişini yakalayıvermişti bir gün.. O'nu kırdığı bir gün. Nasıl başladığını bilmiyor, ama artık çirkin olduğuna, çirkinleştiğine inanıyordu. Öbürlerine hiç benzemeyen bu gururun bütün güzel ve iyi şeyleri alaya almak isteyen ancak bu alayda avunabileceğini sanan acısı ile uzun uzun pençeleşti. Zafer teyzemin olmuştu sonunda, ama o çirkin kız gururuna karşı değil. Öteki-zavallı- elleri sarkık, omuzları düşük, bırakıp gitmişti.Sonra beş, on günlük dinlenme ihtiyaçları yüzünden hastahane kapılarına taşınmalar başlamış, zerre kadar duygulu olmayan, bir makinadan dökülür, bininci defa tekrarlanır gibi ayaküstü verilen öğütler, asla yaptırılmayacak reçeteler başlamıştı.
Artık başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için yaşamak zorunda hissetmiyordu kendini. Hayalindeki mükemmel evlat, kız kardeş, partner, eş, anne, çalışan olmaya uğraşmaktansa, doyum verici bir hayatı ancak yalnızca insan olarak, kendi amacının yörüngesinde dönerek, bir tek kendine hesap vererek yaşayabileceğini artık anlamıştı.