Malma İstasyonu
Kitap, üç kişinin yaşadığı ve birbiriyle bağlantılı bir dizi hikâye üzerinden aile içindeki yalnızlıkları, ebeveynlerin duygusal ihmalini ve bu ihmal sonucu oluşan, geri dönüşü olmayan, dokunduğu herkeste çatlaklar açan travmaları anlatıyor. Üç kişi de birbiriyle bağlantılı. Ana kahraman Harriet, diğer karakterler ise eşi Oscar ve kızları Yana’dır.
Harriet’in çocukluğundan intiharına kadar olan gelişmelere kitapta yakından şahit oluyoruz. Ebeveynleri tarafından ihmal ediliyor, yakınlık kurulmuyor, sesini bir türlü duyuramıyor. Öyle ki, yatakta annesiyle uzanırken annesinin yanından kalkıp gideceğinden korktuğu için kıpırdamadan durmaya çalışıyor. Ortada apaçık bir gerçek varsa o da, anne ve babasının iletişimine, ilişkisine odaklanmaktan çocukluğunu yaşayamamış bir çocuk Harriet’in varlığıdır.
Onu en çok etkileyen olay ise, bir gün yine anne ve babasının konuşmalarını dinlerken boşanacaklarını, kardeşleri ayırmaları gerektiğini ve ikisinin Harriet yerine Harriet’in ablasını istediklerini duyması olmuştur. Harriet bu olayı yetişkinliğinde dahi aşamamış, kendini değersiz, sevilmeye layık biri olmadığına inandığına dair kanısı sık sık kitapta karşımıza çıkar. Bu durum ya kendine yönelik ya da eşine ve kızı Yana’ya yönelik tutumuyla anlaşılır.
Büyüdüğünde ise hâlâ bu travmalarını aşamamış, gerek maceradan maceraya koşma isteğiyle başına buyruk kararlar vermesi, hamileyken kendini öldürmek istemesi, eşini aldatması, kızıyla kolayca bağ kurmak uğruna kızına –yazarın tabiriyle– hızlı ve çabasız sevgi almak için “fast food” gibi zararlı şeyler vermesiyle travmalarının yankıları onun ve çevresindekilerin hayatında sürmeye devam eder.
Gelelim Oscar’a. Oscar’ın nasıl bir çocukluk geçirdiğini kısa bir diyalogla anlayabiliyoruz. Harriet’in “çocukluğunda hatırladığın