Evren

Diğer hayvanlardan farklı olarak insana yapması gerekenleri itkileri ve içgüdüleri söylemez ve eski çağların insanından farklı olarak, ona neyi yapması gerektiğini söyleyen gelenekler ve geleneksel değerler yoktur. Artık bu yönlendirici etkenlerden yoksun olduğu için , bazen ne yapmak istediğini bilmez. Sonuç: ya başkalarının yaptığı şeyleri yapar - uydumculuk- ya da başkalarının ondan yapmasını beklediklerini şeyleri yapar.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bugün ayrıca işsizlik şeklinde ortaya çıkan irade dışı boş zamanlarla da başa çıkmamız gerektiği açıktır. İşsizlik, özel bir nevroza neden olabilir. ( 1993 yılında ilk tanımında buna " işsizlik nevrozu" demiştim) ama burada da yakından bir incelemede gerçek nedenin , işsiz olmayla yararsız olmanın eşdeğer görülmesi ve bu nedenle yaşamın anlamsız bulunması olduğu ortaya çıkmıştır. Mali dengeleme ( tazminat) veya bu anlamda sosyal güvenlik yeterli değildir. İnsan sadece refahla yaşamaz.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Uzun süredir, artık uyanmaya başladığımız bir rüya görüyorduk: Bu insanların sosyo-ekonomik durumunu iyileştirmemiz halinde her şeyin yoluna gireceği , insanların mutlu olacağı rüyasıydı. Karşımıza çıkan ise şudur: Yaşama savaşı şiddetini kaybedince , ne için yaşam? Sorusu gündeme gelmiştir. Bugün daha çok insan yaşamak için gerekli araçlara ( means) sahip, ama yaşamak için bir anlamları (meaning) yok.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Yaralarımız daha hızlı iyileşsin diye kendimizi hırpalayıp dururuz.30 yaşına geldiğimizde de çökmüş oluruz. Ve yeni biriyle her başlangıcımızda, kendimizden sunacağımız daha az şey kalır. Ama kendini bir şey hissetmemek için zorlamak veya hiçbir şey hissetmemek çok büyük bir kayıp olur. Hayatını nasıl yaşayacağın seni ilgilendirir. Sakın bunu unutma.kalbimiz ve bedenimiz bizlere bir kereye mahsus verilmiştir. Sonra bir de bakarsın kalbin yorgun düşmüş. Bedenin de kimsenin bakmayacağı bir hale gelmiş. Yanına yaklaşılması şöyle dursun. Şuan kederlisin. Acı çekiyorsun. Bunu yok etme. Aldığın keyfi de öyle. - Call me by your name.
Din
Puan vermedi·384 syf.··
2018 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2018 15:43
Araştırdığım kadarıyla Atwood tarzını ne distopya ne de ütopya kavramlarıyla anlatıyor. Bu ikisinin birbirinden ayrı olmadığını hatta böyle bir kitap yazılamayacağını anlatıyor bir kitabında. En karamsar distopya yazarlarının eserlerinde bile bir dere kenarını anlatan ütopyalar vardır diyor. Kendi deyimiyle " üstopya" diyormuş eserlerine. Damızlık kızın öyküsü de Atwood'un bir üstopyası oluyor buna göre. Açıkçası okurken bana üstopik bir roman gibi hissettirmedi. Genelde okuduğum distopyalar " böyle bir şey olamaz ki " hissi verirlerdi. Damızlık kızın öyküsü bu yönden çok gerçekçi hissettirdi. Sanki her gün televizyonlarda gördüğümüz gazetede okuduğumuz hatta komşumuzun başına gelmiş olaylar gibiydi (ki bence öylede) Tek fark bunların kitapta kanunlaştırılmış olmasıydı. Başta fredinki'nin hissettiği gerilim ve daha sonraki koyvermişlik hissini çok güzel hissettirdi bana. En çokta Lydia teyzenin "sıradan şey alıştığınız şeydir "sözü beni etkiledi diyebilirim. Okurken insanların alışma sınırlarını düşündüm. Bunun bir durağı var mı diye sordum kendime. Kitaptaki gilead yönetiminin de elindeki en büyük silahın insanların alışma eğilimlerini bilmeleri olduğunu düşündüm. Alıştıktan sonra duvardaki bir ceset bile sıradan bir et yığını olarak görünebilir insanın gözüne. Karakterleri dinlediğinizde hepsinin olaylar içerisinde kaldığını ve çok sorgulamadığını farkettim. Günlük hayatlarını devam ettiren insanlardı sadece. Tabiki heryerde olduğu gibi olaylar akışında ilerlemeyen buna karsı koyan alışmayı reddeden insanlarda vardı. Sanırım distopya ında içinde ütopya dediği kısım bu olsa gerek. Son olarakta kitaptan en hoşuma giden söz :" cennet için sana ihtiyacımız var. Cehennemi kendi başımıza da yapabiliriz."
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma