CUMHURİYET, KADINI YÜZEYSEL"LEŞ"TİRDİ Mİ?..
Yıllar önce ilahiyatçı bir ağabeyim, kendisi bu yakınlarda "profesör" de oldu, "güzel sesin bir ilahiyatçı için imtihan olduğunu" söylemişti. Gerekçesi şuydu: Güzel sesli olan ilahiyatçı genelde, biraz da çevresinin talebiyle elbette, Kur'ân-Mevlid-İlahî gibi şeyler okumaya yöneliyor ve ilmî çalışmalara mesaisi azalıyordu. Fakat sesi şuh olmayan ilahiyatçının böyle bir şansı yoktu. O, eğer buna müsait bir istidadı/gayreti de varsa, varlık sahası olarak ilmî çalışmalar yapmayı seçiyordu. Zamanını tastamam ona ayırıyordu. Yani başta eksiklik gibi görünen birşey ilerde artıya dönüşüyordu. Bir başka ağabeyim de, onun hâlâ akademik hiçbir ünvanı yoktur, Batı'da soyut sanatlara yönelişin fotoğraftan sonra olduğunu söylemişti. Ondan evvel sûretin taklidiyle meşgul olan Batılı sanatkârlar, ilk fotoğraf aşılamaz bir başarı olarak karşılarına dikilince, doğrudanı terkedip dolaylıya yönelmişlerdi. Bunu söyledikten sonra da eklemişti: Sûreti resmetmeye kem bakılması mücerret sanatın Batı'dan çok daha önceleri İslâm coğrafyasında ortaya çıkmasını sağlamıştı. Bu şüpheli alanda yürümek istemeyen Müslüman sanatkârlar varlık sahası olarak dolaylı anlatımı seçmişlerdi. Bu da eserlerini derinleştirmişti. Fikrî yanlarını daha güçlü kılmıştı. Sonraları kendimce bunun "tesettür" emriyle de ilgisi olduğunu düşünmeye başladım. Nasıl? Anlatmayı deneyeyim arkadaşım: Cenâb-ı Hak, elbette bir hikmeti gereği, cins-i lâtifi erkeğe kıyasla daha güzel yaratmıştı. Bu güzellik tabiî ki onlara bağışlanmış bir nimetti fakat aynı zamanda her nimet gibi de bir imtihandı. 12. Söz'de anlatılan temsilî hikayecikte, kitabın mücevherle yazılmış olmasının "ecnebî feylesof" için yaman bir yanılgıya dönüşmesi gibi, bu yüzeysellik de bir boğulmaya neden olabilirdi. __Ne olmuştu peki
Yüzeysel
Teskin edici cümleler kur; umut veren, samimi cümleler. Çünkü buna evvela sarfedenin ihtiyacı var. Sözde kuvvetli simya vardır; sözün hâli, sarfedenin haline sirayet eder. Evet, yarınlar aydınlık. Keder var ama sonunda mutlu günler de var. Allah var, sonuna kadar umut var.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne bahtıma küserim Ne vakte sitem ederim Zira her lütuf, evvelâ bir imtihanla gelir. Ben sabrın izzetine, sükûtun hikmetine talibim.
Mükemmel olmak kusursuz olmak değildir: Zira içinde kusur bulundurmayan, evvela güzellikten mahrumdur.
Edebiyat
Cengiz mi Timur mu Atilla mısın?
Yakınını hastalıktan kaybedenler varsa da bilirler ki son anları yaklaştığında bir güzellik gelir neşe gelir insana ve iyileşecek sanırsınız. Ecelden evvela mısın? diyor Cemal Safi. Allahım lütfen ecelden evvela olmasın diye dua edersiniz, gerçekten iyileşsin diye sonra herşey daha berbat bir hal alır. Ölen öldü ama geride kalanlar, Yahya Kemal'in dediği gibi "Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli." Ve... Sevmekte yorulur, sevmenin de eceli vardır... Git derim gitmezsin, gel derim gelmez Yeter be arkadaş sen bela mısın Her gün mü ağlanır hiç mi gülünmez Sen beni üzmeye müptela mısın? Neler çektim, bir ben bir Allah bilir. Ya çek vur katil ol, ya düşün delir. Ölümcül hastaya güzellik gelir, Sen yoksa ecelden evvela mısın? Hastan oldum haşadımı görmedin, İlacımdın bir katreni sürmedin, Fırat oldun bir yudum su vermedin, Sen yoksa hayırsız Kerbela mısın? Kan akıttım; vuruldum da vurdum da Kâr etmedi elden gelen yardım da Taş üstüne taş koymadın yurdumda Moğol’un ettiği istila mısın? Yediğin naneye bakar mısın sen Kalbimden defolup çıkar mısın sen Girdiğin her yeri yakar mısın sen
“Evvela kendini dinle ! Zira kendini duymayan başkasını hiç işitemez.”