Evvela yaşam bir bütün olarak prizmadan geçirilmeli, -dedi,- yani, başka şekilde söylemek gerekirse, yaşam bilincimizde en basit unsurlarına ayrılmalı, tıpkı yedi temel renk gibi ve her bir unsuru ayrı ayıı incelenmeli.
Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Dizisi, 4.Basım·Kitabı okudu
Bir sorun evvela algı olarak gözünüzde büyürse ruhunuzda da büyür. Bunun tam tersi de geçerlidir. Yani bir sorunu ruhunuzda küçültmek istiyorsanız onu evvela algı olarak gözünüzde küçültmelisiniz.
Haziran ayıydı,Prof. Dr. Müfide Hanım imtihan yapıyor, ben de asistan olarak yardım ediyordum.Bir hasta başında imtihan yapıyorduk ki kapı çaldı ve Başasistan Dr. Sermet Bey -vefat ettiyse Allah rahmet eylesin- beni çağırdı ve “Kızılay hacca doktor gönderecekmiş, gider misin?” dedi. Evvela böyle bir şeyin olamayacağını düşünerek şaka yaptıklarını sandım ve gayri ihtiyari güldüm. Sonra hakikat olduğunu anladım, o kadar memnun oldum ki, hemen “Tabii giderim” dedim. İşte o an serviste yatan bir hastaya hemşirenin yapacağı yardımı yaptığımda ”Doktor Hanım ayağınız Kâbe’ye varsın” duasını hatırladım. Bu teklife o kadar memnun oldum ki, hemen dışarı çıkıp bir müddet kapının arkasında heyecanımın yatışmasını bekledim ve ”Ya Rabbi hastanın duası kabul olur, elhamdülillah” dedim.
Sultan bahaeddin veled'in"Aşk Müslümanı kafir eder"buyurmasında, şeyh san'a , şeyh Saka ve bunlar gibi Aşkın hor ve hakir ettiği kimselere de işaret vardır.
Bunlar birer Güzide Müslüman iken kazaen birer kafir kızının güzelliğine kapılıp mecazi Aşkın çukuruna yuvarlandılar. Ve neticede Hristiyan oldular ki hikayeleri meşhurdur. Şeyh san'a'ya hidayet-i rabbani erişip yine iman caddesine dönünce, evvela şeyhi küfür uçurumlarına yuvarlayıncaya kadar yüz çevirip nazlanan Mısır Meliki'nin kızının kalbine Allah'ın hikmeti fehin aşk ve muhabbeti düştü. Kız, şeyhe rica ve niyazda bulundu, şeyh kızdan yüz çevirmeye başladı. Kız, şeyhe olan mailinden çaresiz kalıp ona kavuşmanın arzusuyla İslam ile müşerref oldu.
Böylece Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir.
“Azizim!” diye sormuştu: “Sen tıbbiyeyi bitirince ne yapacaksın? Köye mi gideceksin?” Öteki birdenbire boş bulunarak:
“Ne münasebet!” dedi. Sonra, pek ustaca olmayan bir ricat yaptı: “Mamafih, icap ederse giderim!” “İcap etmesi nedir? Nasıl icap eder? Köyün doktora ihtiyacı var! Sen gitmek istersen kimse de mâni olmaz. Ne bekleyeceksin?” Çocuğun cevap vermeye hazırlandığını görünce devam etti: “Hiçbir şey söyleme iki gözüm. İtirazlarını senden evvel ben sayıvereyim: Köylere gitmeden evvel birçok şehirlerimize bile doktor lazım!.. Köylerde, vesait noksanı yüzünden kâfi derecede faydalı olamayız!.. Bu kadar tahsili ve yurdun bizde tecelli eden emeğini mahdut bir mıntıkada ziyan edemeyiz!.. Değil mi? Pekâlâ, ben de size hak veriyorum, öyleyse ne diye feragat makaleleri, köylüye destanlar yazıp duruyorsunuz? Bak, ben sana, senin neler istediğini sayayım: Evvela, bütün muvaffakiyetinin başı olarak büyük bir iltimas arayacaksın… İtiraz etme, bal gibi arayacaksın. Hatta, eğer son sınıflara yaklaştıysan aramaya başlamışsındır bile… Ondan sonra memleketin göz önünde bir yerine tayin olunmak… İhtisas yapmak imkânlarını elde etmek… Sonra para kazanmak: Bol bol, avuç avuç, çılgınlar gibi kazanmak… Sonra güzel bir karı almak… Kafaca anlaşacağın ve ruhu ruhuna uygun bir kadın değil! Herkes gördüğü zaman ‘Aman! Bakın, falancanın ne enfes karısı var!’ desin yeter!.. Yalnız bu noktada idealistsiniz; ve maddi menfaatler ve rahatlar haricinde yegâne manevi zevkiniz budur: Güzel karı alıp herkese parmak ısırtmak… Sonra otomobil, apartman… Daha sonra göbek, poker vesaire… Hayatınızı gözümün önüne serilmiş gibi görüyorum, bir şey dediğim de yok, pekâlâ! Demek ki böyle icap ediyormuş, böyle olsun… Fakat bu istikbale hazırlanırken şu yaptığınız işler tarzındaki bir mukaddemeye ne lüzum var?