“Birden Maurice’in görüntüsü, çok uzakta kalan bir başkasın dönüştü. Kendimi ilkokulda düşünüyordum ve olanca sevecenliğiyle bana işaret eden Portekizlimi görüyordum. Hüzünlenmekteyken Adam öğüt vermişti.
‘Zezé, Zezé, güneşe bak!’
Haklıydı. Bir daha Manuel Valadares’imi hiç göremeyecektim. Hiç, hiç. Uğursuz bir tren onu öldürmüştü.”
“Tepeden aşağılara bakarken, Clover’ın gözleri yaşardı. Düşüncelerini dile getirebilse, yıllar önce insan soyunu alaşağı etmek üzere yola çıktıklarında, hedeflerinin asla bu olmadığını söyleyecekti. Koca Reis’in ilk ayaklanma çağrısını yaptığı o gece düşledikleri, bu şiddet ve kıyım olabilir miydi? Kendisinin gözünde canlandırdığı gelecekte, hayvanların açlık ve kırbaçtan kurtuldukları, herkesin eşit olduğu, herkesin kendi gücüne göre çalıştığı ve Koca Reis’in konuştuğu gece yolunu şaşırmış ördek yavrularına kucak açtığı gibi güçlülerin zayıfları koruduğu bir toplum vardı. Oysa, nedendir bilinmez, kimsenin düşüncesini açıklamaya cesaret edemediği, her yerde azgın, yabanıl köpeklerin hırlayarak kol gezdiği, yoldaşlarının korkunç suçları itiraf ettirildikten sonra paramparça edilişini seyretmek zorunda kaldıkları bir toplum çıkmıştı ortaya.”
“Snowball, ‘Bak yoldaş,’ demişti. ‘Senin onsuz edemediğin kurdele, köleliğin simgesidir. Özgürlüğün kurdelelerden çok daha değerli olduğunu kafan almıyor mu?’ “