Ne de sis var şu dünya penceresinde Elim yetmiyor kovmaya veya düşüncelerim Gel bir çay koyalım bu ocakta ki ateş bizim Manzaramız biliyorum, manzaramız Derki istediğin kadar çabala ey hüzün Üzüldüğü kadar üzüldü sevmek, bundan sonrası bizim… Ali İhsan Konuklu
KUANTUM FİZİĞİ "NAZAR DEĞMESİNİ DE" AÇIKLAR MI?
"Bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer." 2. Söz'den. Zaman zaman kuantum fiziği ile ilgili kitaplar okurum. "Hakikatin tâ kendisidir!" demek aşırılığına kapılmam. Hayır. Zîra, imân ederim, hakikat ancak el-Muhît olan Allah'ın elindedir. Rabbü'l-Âlemîn olarak her şeyi yaratan Odur. Evet. Her şey hakkındaki en doğru bilgiyi her şeyi yaratmak itibariyle her şeyi kuşatan Vahid-i Ehad söyleyebilir. Parçadan bütüne gidenlerin bilgisinin kıymetiyse ulaşabildikleri parçanın büyüklüğüne göredir. Ne kadar kuşatabildilerse o kadar! Fakat şu kadarcık hakkını veririm: "Kuantum fiziği beşeriyetin gözünü bir parça açmıştır." Ne anlamda? Geçmiş yüzyılın materyalist fizik yaklaşımını aşmak bağlamında. Aynen. Materyalizmin eşya yaklaşımı sadece "gözleneni" esas alıyordu. "Gözlemciyi" bir detay gibi görüyordu. (Ve hiç hesaba katmıyordu.) Dolayısıyla hakikatin dairesi şahit olunandan ibaretti. Ancak kuantum fiziği bunu bir parça kırdı. Gözlemcinin de gözlemlediği şeyi etkilediği gibi bir yere götürdü bizi. Dalga-tanecik araştırmalarıyla yazıyı uzatmayayım. Lakin kuantum fiziğiyle asgarî ilgilenenler dahi bilirler: Gözlemcinin yaratılışa etkisi üzerine acayip acayip iddialarda bulunmaktadır. İşte, bir şekilde, bunun, Bediüzzaman Hazretlerinin "mânâ-i harfî" ve "mânâ-i ismî" kavramlaştırmalarına da bakabileceğini düşünüyorum arkadaşım. Çünkü, o, bir yerde Refet abiye bu ıstılahları tarif ederken diyor ki: **"Sen âyineye baksan, eğer âyineyi şişe için bakarsan, şişeyi kasten görürsün. İçinde Re'fet'e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir. Eğer maksat, mübarek simanıza bakmak için âyineye baktın; sevimli Re'fet'i kasten görürsün. (...) Âyine şişesi tebeî, dolayısıyla nazarın ilişir. İşte birinci surette âyine şişesi mânâ-yı ismîdir; Re'fet mânâ-yı harfî
Kuantum Fiziği
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gelmiş Bulundum
Şiirler yazdım, kitaplar okudum Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum Derinlerde kaldım böyle bir zaman Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları Söyleşin benimle biraz, bir kere gelmiş bulundum. Edip Cansever
Şiir
           İ𝐒‌𝐓𝐄 𝐍𝐀𝐒İ𝐁İ𝐍İ𝐙𝐄 𝐂‌𝐈𝐊𝐀𝐍 🩵"Geçip giden bir şeye üzülüyor musun? Yemin ederim ki, sizin için hayırlı olsa kalırdı."( Bakara-216) 💜"Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın." (İsrâ Suresi, 29. Ayet) 💛"Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir." (A'râf Suresi, 199. Ayet) 💚"...Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185. Ayet) 🤍"Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 153. Ayet) ❤️"Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur." (İsrâ Suresi, 36. Ayet)
Din İslam
Allah bir kulunu sevince. Ayetler 1- Allah kulunu Sevince Peygamber Efendimiz sav 'e yaklaştırır onu Sevmeyi yolundan gitmeyi bize nasip eder. Ey Resulüm, de ki: 'Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir).'" (Âl-i İmran, 3/31) 2-Allah kulunu Sevince Tevbe etmeyi nasip eder. Şüphesiz Allah çok tevbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever!” (el-Bakara 2/222) 3-ALLAH sevdiği kuluna sabır ihsan eder kuluda sabırlı olur Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân 3 Hadisler 1- Allah kulunu Sevince onu başklarınada sevdirir إِنَّ اللَّه تعالى إِذا أَحبَّ عبْداً دَعا جِبْريلَ ، فقال : إِنِّي أُحِبُّ فُلاناً فَأَحْبِبْهُ ، فَيُحِبُّهُ جِبْريلُ ، ثُمَّ يُنَادِي في السَّماءِ ، فَيَقُولُ : إِنَّ اللَّه يُحِبُّ فُلاناً ، فَأَحِبُّوهُ فَيُحبُّهُ أَهْلُ السَّمَاءِ ثُمَّ يُوضَعُ له القَبُولُ في الأَرْضِ ، وإِذا أَبْغَضَ عَبداً دَعا جِبْريلَ ، فَيَقولُ : إِنِّي أُبْغِضُ فُلاناً ، فَأَبْغِضْهُ ، فَيُبْغِضُهُ جِبْريلُ ، ثُمَّ يُنَادِي في أَهْلِ السَّماءِ : إِنَّ اللَّه يُبْغِضُ فُلاناً ، فَأَبْغِضُوهُ ، فَيُبْغِضُهُ أَهْلُ السَّماءِ ثُمَّ تُوضَعُ له البَغْضَاءُ في الأَرْضِ Allah Teala bir kulu sevdiği zaman Cebrâil’e: “Ben filanı seviyorum onu sen de sev!” diye emreder. Cebrail onu sever ve sonra gök halkına: - Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır. Allah Teala bir kula buğzettiği zaman, Cebrail’e: “Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de
Din İslam
Xurşidbanu Natəvan
Söylə Hüseynə, ey səba, Kərbübəlaya gəlməsün, Gəlsə, düşər bu dəştidə dərdü bəlayə, gəlməsün. Söyləginən gətirməsün Kufəyə nazlı Əkbəri, Zülm ilə qanına batar türreyi-müşki-ənbəri. Bəlkə Firəngətək apar cümleyi-ali-heydəri, Zibhi-əzim üçün bu gün kuhi-Minayə gəlməsün.
Şiir