Bugün haklı olduğumu biliyorum, nedenini de. Benim kuşağımın hayatta açgözlülüğü öğrenen gençleri, gelecekle ilgili hayallerini bedenen de ruhen de unutmuşlardı, ta ki sonunda gerçekler geleceğin onların hayal ettikleri gibi olmadığını onlara öğreten ve nostaljiyi keşfedene kadar.
Okuduğunun yarısını anlamıyordu, sadece üzerinde çok uzun zaman, tek başına ve acı içinde düşündüğü bir şeyi hiç olmazsa bir dakika olsun düşünmemek için okuyordu.
Yaşıyorsun, yaşamana bak; yarın öleceksin, benim bir saat önce ölmüş olabileceğim gibi. Hem sonsuzlukla ölçülünce yaşanacak ancak bir saniyemiz kaldığına göre, onu da zehir etmeye değer mi?