Bu kitap bana göre edebiyat falan değil, iki insan arasında yaşanmış, tek tarafı daha baskın olan, bol bol iç dökme metinlerinin kitaplaştırılmış hâli. Kafka’nın mektupları “derin aşk” diye pazarlanıyor ama ortada dengeli bir ilişki yok; daha çok, kendi iç sıkıntısını karşısındaki insana yığan bir adam var. Okurken “romantik” hissetmekten çok, sürekli bir ağırlık çöküyor insanın üstüne. Duygu var evet, ama duygu dediğin şey burada sağlıklı bir bağ kurmuyor; okuru da karakterleri de yoran bir hâl alıyor.
Metnin en büyük sorunu tekrar. Aynı dertler, aynı kararsızlıklar, aynı iç bunalımı dönüp dolaşıp anlatılıyor. Bir noktadan sonra yeni bir şey okumuyorsun; aynı ruh hâlinin farklı cümlelerle çevresinde dönüyorsun. Bu da kitabı edebî bir metinden çok, kişisel bir terapi defteri gibi hissettiriyor. Kafka’nın iç dünyası elbette ilginç olabilir, ama bu kadar filtresiz ve tek taraflı aktarılınca okur için yorucu bir duvar oluyor.
Bir de işin “aşk” diye pazarlanan kısmı var. Buradaki duygu, sevgi olmaktan çok bağımlılığa ve suçluluk yüklemeye yakın duruyor. Karşısındakini yüceltirken bile onu bir duygusal yükün altına sokan bir ton var. Bu yüzden kitap, romantik bir mektup derlemesinden çok, okuru boğan, içe kapalı, dönüp durdukça derinleşmeyen bir karanlık gibi. Kafka hayranı değilsen, bu kitap sana “edebiyat zevki” değil, düpedüz duygusal ağırlık yaşatıyor.