Kelimeler de bizim gibi aslında; zaman geçtikçe değişiyor, olgunlaşıyor, yeni anlamlarla yoğruluyorlar. Bugün günlük hayatta hiç düşünmeden kullandığımız pek çok sözcük, asırlar önce bambaşka duyguların yükünü taşıyordu. İşte bu durumun en güzel örneklerinden biri, Osman Nevres Divanı’nı okurken karşıma çıkan şu mısra oldu: “Ref‘ eylemez merâkım evc ü segâh.” Mısradaki "merâk" kelimesi üzerinde biraz durunca, burada bugün alışık olduğumuz anlamıyla kullanılmadığını fark ettim. Bu küçük ayrıntı, beni kelimenin tarih boyunca geçirdiği anlam değişiminin izini sürmeye yöneltti. Başlangıçta yalnızca "merâk"ın bu mısradaki anlamını öğrenmek istiyordum. Fakat araştırdıkça konu; Antik Yunan tıbbından İslam dünyasına, Osmanlı hekimliğinden klasik şiire uzanan beklenmedik bir anlam yolculuğuna dönüştü. Bu yolculuğun ilk durağı ise, ilk bakışta merakla ilgisiz görünen bir kelimeydi: melankoli. Melankoli kelimesi, Eski Yunanca melankholía sözcüğünden gelir. Kelime, mélas (kara) ve kholḗ (safra) sözcüklerinin birleşiminden oluşur ve sözlük anlamıyla "kara safra" demektir. Bu adlandırmanın sebebi, Antik Yunan tıbbında hâkim olan Dört Hümor (Ahlât-ı Erbaa) teorisidir. Hipokrat ve Galen'e göre insan bedeni dört temel sıvıdan oluşuyordu: kan, sarı safra, kara safra ve balgam. Sağlığın bu dört unsurun dengesiyle korunduğuna, kara safranın fazlalığının ise kişide hüzün, iç sıkıntısı, kuruntu ve çökkünlüğe yol açtığına inanılırdı. Bu terim daha sonra Batı dillerine geçmiş ve zamanla yalnızca bir hastalığın değil, o hastalığın insanda bıraktığı hâlin de adı olmuştur. Bu kavramın Arapça karşılığı ise mâlîhulyâ (ماليخوليا) idi. Kökeni yine Antik Yunan tıbbına dayanmakla birlikte, İslam tıp geleneği içinde benimsenmiş; Osmanlı hekimleri tarafından da derin hüzün, kara sevda, kuruntu ve
İşitme her sözü ol guş-u sağır Beladan sakınmak noksanlık mıdır İmkansız bir işe bağır ha bağır Barbarlık eylemek irfanlık mıdır Âşık Sümmânî
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kudema şöyle der: "Elindeki nimetin kıymetini bilmeyene, gereğini eylemeyene -ki, eylemek bizâtihi şükürdür- yeni bir nimet bahşedilmez; nankörlüğe devam edenin elindeki mevcut da alınır; rezil rüsva edilip ibret-i âlem kılınır."
İnsan ve Hayat
Alaka eylemek vech-i hüdadan gayra zaiddir, Cemal-i la yezâle aşıkım, Allah da şahittir.
Kudema şöyle der: "Elindeki nimetin kıymetini bilmeyene, gereğini eylemeyene -ki, eylemek bizâtihi şükürdür-yeni bir nimet bahşedilmez; nankörlüğe devam edenin elindeki mevcut da alınır; rezil rüsva edilip ibret-i âlem kılınır. İhsan Fazlıoğlu
Müzelik Şiir - Akıl Karaya Vurdu Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben Fikren işkencedeyim, ruhen cezadayım ben Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde Sanki tek başımayım, tek kişilik mahşerde. Putların gölgesinde dans eder akbabalar Söz sokakta dolaşır, öz zindanda çabalar Atılan ucuz safra selâmlar, merhabalar En temiz topraklara gül eksem mantar biter Yollar sırat köprüsü, durmak düşmekten beter. Kaybettim mesafeyi, zamandan uzaklaştım Sevgi diye sarıldım, isyanla kucaklaştım Ne kendimden kurtuldum, ne kendime yaklaştım Toprağın üstü mezar, zevke dalmış ölüler Can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler. Fuhuş yuvası sanki en görkemli binalar Çamur evlât doğurur taş yürekli analar Resmen hak tevzi eder hakkı boğan canavar Koşanlar, yarışanlar.. dehşet ötesi dehşet Akıl karaya vurdu, gırtlağı geçti vahşet. Meydanlar tıklım tıklım, caddeler salkım-saçak Kölelik histerisi yayılmış köşe-bucak Elli tane hokkabaz, elli milyon oyuncak Müdür ve müdüriçe müzenin bekçileri Aferine çalışır düzenin bekçileri.
Şiir