Hamlet, Shakespeare’in insan ruhunu en derin yerinden yakaladığı eserlerden biridir. Danimarka Prensi Hamlet’in, babasının ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmesiyle başlayan oyun; intikam, ahlak, iktidar, delilik ve varoluş üzerine yoğunlaşır. Ancak bu metni güçlü kılan şey olaylar değil, Hamlet’in düşünme biçimidir.
Hamlet, klasik bir kahraman değildir. Hızlı karar vermez, gözü kara değildir, eylemden çok düşünür. Babasının hayaleti ona katili açıkça söylemesine rağmen, Hamlet sürekli sorgular: Gerçek mi bu? Yanılıyor olabilir miyim? İntikam almak doğru mu? İşte tragedya tam burada başlar. Çünkü Hamlet’in en büyük çatışması dış dünyada değil, kendi zihnindedir.
Shakespeare bu oyunda “düşünen insan”ı merkeze alır. Hamlet’in ünlü “Olmak ya da olmamak” sözü, yalnızca yaşam ve ölüm üzerine değil; eylemek mi, geri durmak mı sorusunun da ifadesidir. Hamlet için düşünmek bir erdemdir ama aynı zamanda bir lanettir. Ne kadar çok düşünürse, harekete geçmesi o kadar zorlaşır.
Yan karakterler de bu iç çatışmayı derinleştirir.
Claudius, suçlu olmasına rağmen iktidarı temsil eder.
Gertrude, suskunluğuyla ahlaki bir belirsizlik yaratır.
Ophelia, Hamlet’in kararsızlığının ve toplum baskısının altında ezilen masumiyettir; onun deliliği, Hamlet’inkinden daha sessiz ama daha yıkıcıdır.
Oyun ilerledikçe Hamlet’in gecikmeleri yalnızca kendisini değil, çevresindeki herkesi felakete sürükler. Shakespeare burada acımasızdır: Düşünmek gerekli ama sonsuz düşünmek yıkıcıdır. Eylem geciktiğinde, masumiyet de, doğruluk da korunamaz.
Hamlet, diliyle ve anlatımıyla okuru içine çeken, şiirsel havası sayesinde keyifli bir okuma sunan güçlü bir tragedya.
Mutlaka herkese tavsiye ederim.
Keyifli okumalar, kitaplarla kalın.