İnsan şunun farkına varıyor; eğer birinin video kaseti yoksa veya daha önemlisi bütün dünyanın gözleri önünde canlı yayında geçirmiyorsa hayatını, o kişi yaşamıyor demektir.
O kişinin, kimsenin kıçına takmadığı, ormanda devrilen ağaçtan bir farkı yoktur.
Bir şeyler yapıyor olmanızın hiçbir önemi yok. Eğer yaptıklarınızı kimse fark etmiyorsa, hayatınız koca bir sıfırdan ibarettir. Boştur. Anlamsızdır.
Bu gibi büyük doğrular insanın içinde kaynaşıp durur; sahte olup olmamalarının önemi yoktur.
Seçim meselesi. Yaşa ya da öl.
Aldığımız her nefes bir seçim.
Geçen her dakika bir seçim.
Olmak ya da olmamak.
Kendinizi merdivenden atmadığınız her an bir seçimdir. Arabanızı duvara çarpmadığınız her an hayata yeniden başlıyorsunuz.
Bütün öğrendiklerimizin bizi daha akıllı yapacağını sanıyorduk.Ama bizi aptallaştırmaktan başka bir işe yaramadı. O kadar çok şey öğrenmiştik ki, düşünecek vaktimiz kalmamıştı.
Şehirlerin ve kalabalıkların düzensizliğinden uzaklaştım ve günlerimi bilgelikle dolu kitapların, insanların parlak ruhlarının hayatımızı aydınlatan pırıl pırıl pencerelerinin arasında geçiriyorum.