“Cenab-ı Hak’la beraber olan kimse hiç gurbet üzüntüsü hisseder mi?”
.
.
Geçen yıl Ağustos sonlarında karşıma çıktı bu kitap hiç beklenmedik bir şekilde ansızın, sonra Mustafa Kutlu’nun benim için yeri hep ayrı olacak olan Yoksulluk İçimizde kitabında geçti bahsi. Bir süre baskısını bulamadım bir süre de aldım kitaplığımda okunmayı beklettim, sonra bir gün, içimde duaların biriktiği bir kandil günü, bir alıntı düştü ana sayfama: “Ey talip, duada ısrarlı olduğun halde kabulünün gecikmesi seni umutsuzluğa düşürmesin. Çünkü Cenab-ı Hak, senin istediğin şeyi, istediğin anda kabul etmeyi vaat etmedi, senin için dilediği şeyi, kendi seçtiği zamanda kabul etmeyi vaat etti.” Mutluluğun kul iradesine değil de Hakk’a bağlı olduğunu hatırlatan bu hikmetli sözün ardından kitabı okumaya başladım.
Uzun sayılabilecek bir zaman diliminde okudum kitabı, tam olarak altı aylık bir sürece denk geliyor bu uzun sayılabilecek zaman dilimi. Altı ay boyunca satırlarında teselli bulduğum, insan olduğumu, kalbim olduğunu ve bu kalbin bir kas tabakasından ibaret olmayıp da Allah’ın nuruyla dolu olduğunu hatırladım, defalarca dönüp dönüp okudum satırları. Çevremdeki tüm güzelliklerin benim için yaratıldığını ama benim de çok dikkatli olmam gerektiğini, hastalığa düştüğüm vakit de dahi şükretmeyi asla unutmamam gerektiğini, işlerimin gemisini tevekkül denizine bırakmam gerektiğini, niyetimin dünya mı yoksa ukba mı olduğunu sorgulamam gerektiğini öğreten ve şükür ki basiretimi açıp dünyanın gözümde giderek küçülmesini de sağlayan, bittiği vakit bir dostumdan ayrılmışım gibi kalbime hüzün bırakan bir eser oldu. Bendeki hissiyatını anlatmam için şuraya sayfalar dolusu şey yazabilirim, bir sürü alıntı ekleyebilirim ama hepsi çok eksik kalır, mutlaka ama mutlaka okumanız gereken bir eser.
Vücut