Hulâsa, her milletin yeryüzünde icrâ edeceği tarihî ve medenî bir misyonu vardır. Türk milletinin misyonu ise, ahlâkın en yüksek faziletlerini fiiliyât sahasına çıkarmak en gayr-ı mümkün zannolunan fedakârlıkların ve kahramanlıkların mümkün olduğunu ispat etmektir.
Başka milletler, asrî medeniyete girmek için, mazilerinden uzaklaşmağa mecburdurlar. Hâlbuki, Türklerin asrî medeniyete girmeleri için, yalnız eski mazilerine dönüp bakmaları kâfidir.
Türk tarihi baştanbaşa ahlâkî faziletlerin meşheridir. Türklerin mağlup milletlere ve onların millî ve dinî mevcudiyetlerine dinî ve içtimâî muhtariyetler vermesi her türlü takdîrin fevkindedir. Fakat bu iyiliğe karşı, mağlûp milletler âlîcenâb Türklerden mazhar oldukları bu müsaadeleri, Türklerin aleyhine çevirerek, kapitülasyon nâmı verilen zincirlerle Türkleri bağlamaya ve boğmaya çalıştılar. Bu iki türlü hareket iki tarafın da ahlâkiyetini gösterdiği için son derece karakteristiktir.
Her millette güzellik telâkkisi başkadır. Bir milletin güzel gördüğü şeyleri, diğer millet çirkin görür. Bu sûrette zevkin millî olması lazım gelir. Filhakika, her milletin millî bir zevki vardır. Eğer, bir millet, millî zevkinden uzak
düşmüşse, sanat sahasında yaptığı şeyler, hep âdi taklitlerden ibaret kalır.