Zaten Selim'e göre yaşamak sadece yaşamak; ölüm ise hatıralarda, gönüllerde, tabiatta ve ebedî karanlıkta yaşamaktı. Yahut da sadece hatıralarda, hatıralardan silindikten sonra tabiatta, tabiatta parçalandıktan sonra ebedî karanlıkta yaşamaktı. O karanlıkta kaybolmak, unutulmak ne güzeldi! Dünyanın bütün güzelliklerine veda etmekte büyük bir fedakârlık vardı ve her fedakârlık gibi bu da muhteşem bir şeydi.
Eskiden olsaydı Ayşe bu sözlere gönlünün tâ içinden kırılırdı. Fakat gönlü kırıla kırıla toz haline gelmiş, kırılacak tarafı kalmamıştı. Hayatın âh u zâr ile doldurduğu bir kalb, yine hayatın kırdığı birisinin, çok yakın birisinin istihzalarından yüksünecek değildi ya.