Hırsla, "Bütün bunları bilenler vardır," diye düşündü. "Bense hiçbir şey bilmiyorum, beni kaz gibi büyüttüler, hiçbir şey söylemeden, anlatmadan; Latince öğrettiler ve başka hiçbir şey söylemediler. Sonra da, işte: Al sana!" İçini dolduran dehşet hissiyle, "Ama yaşamaya hakkım var benim," diye söylendi. "Beni yaşayayım diye dünyaya getirdiler, ben de yaşamak istiyorum. Hakkım var buna." Birden kendini bu soğuk, korkunç dünyada öylesine yüzüstü bırakılmış, terk edilmiş hissetti ki başını yastıklara gömdü, ağlamaya başladı, peş peşe üç-beş hıçkırık bütün bedenini sarstı. "Haksızlık bu!" diye mırıldandı. Bu işin yoluna girmesi en az beş yıl, sekiz yıl sürerdi, kadınlar hep hastabakıcı elbisesi giyerdi o zaman. "Savaş bittiği zaman ben ihtiyarlamış olacağım." Ama gözyaşları akmıyordu, kalbinin ortasında kocaman bir buz parçası vardı. Birden doğruldu kalktı: "Kim, kim savaşı istiyor? Savaş isteyen kim?" İnsanları yalnız, teker teker alırsanız, insanlar dövüşçü değillerdi aslında, yalnızca yemek yemeyi düşünüyorlardı, para kazanmayı, çocuk yapmayı düşünüyorlardı insanlar. Hatta Almanlar bile. Ama gene de savaş olacaktı, Hitler genel seferberlik ilan ediyordu.