Ezgi

“O özgürdü, her şeyi yapmakta özgürdü, bir hayvan ya da ruhsuz bir makine olup çıkmakta, boyun eğmekte özgürdü, isyan etmekte özgürdü, kararsız olmakta özgürdü; evlenmek, silkinip çıkıvermek ya yıllarca bu yükü ayaklarıyla gittiği yere sürüklemek; nasıl isterse öyle hareket edebilirdi, ona kimse öğüt veremezdi, kendi hükümleriyle yarataca ğı “iyi” ve “kötü”den öte iyi ve kötü yoktu onun için. Çevresinde her şey toplanmış ona bakıyor, tek bir hareket yapmadan onu bekliyordu. Korkunç bir sessizliğin ortasında yapayalnızdı, özgür ve yapayalnız, yardımdan ve aftan yoksun, hiçbir yardım umudu olmadan karar vermeye mahkûmdu, ölünceye dek özgür olmaya mahkûmdu.”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Benimle dostluğunu senden gizledi, çünkü senin bu dostluğu emrin altına almandan korktu; onu, bana karşı olan duygularını adlandırmaya zorlamandan, bu duyguları didikleyip paramparça etmenden çekindi. Bilir misin ki dostluklar çoğu zaman fazla aydınlıktan tedirgin olur… Dostluk kararsız, kolay anlaşılamayan bir şeydir…”
“Ölümden korkuyorlar,” diye düşündü. “Taze ve tertemiz olabilirler, ama ruhları küçük, cimri ve karanlık, çünkü korkuyorlar. Ölümden, hastalıktan ve ihtiyarlamaktan korkuyorlar. Can çekişen bir hastanın yaşama sarılması gibi onlar da gençliklerine yapışıyorlar. “Ivich’in kaç kez ayna önünde uzun uzun yüzüne baktığını gördüm. Şimdiden bu yüzde kırışıklar görmek korkusuyla titriyor. Ömürlerini, gençliklerini gözlemekle, yoklamakla tüketiyorlar; hayalleri, gelecek hakkındaki umutları hep kısa vadeli, sanki önlerinde üç beş yıllık yaşamları kalmış gibi. Sonra… Sonrası için Ivich kendini öldüreceğini söylüyor, ama korkmam, böyle bir şeye asla cesaret edemeyecektir. Onlar gelecekte, geçmiş günlerin anılarını canlandırarak gençliklerini yaşatmaya çalışacaklar. Benim yüzüm buruştu, derim timsah derisine döndü, kaslarım düğüm düğüm, ama benim önümde yaşanacak uzun yıllarım var daha. Sonunda inanıyorum ki asıl genç olan bizlerdik. Biz erkek olmak çabasındaydık, gülünçtük herhalde, ama anlaşılan gençliğini kurtarabilmenin tek çaresi, onu unutabilmek.”
“Mathieu, “Bir yaşam gelecekle yoğrulmuştur,” diye düşündü, tıpkı insanların boşlukla yoğrulmuş oldukları gibi. Başını öne eğdi, kendi yaşamını düşündü. Gelecek ta içine kadar işlemişti, orada her şey bir bekleyiş, inatçı bir bekleyiş ve bir sonu belirsiz süre, bir vade değil miydi?”
“Hepsinin yaşamı var. Her birinin. Her birinin kendi yaşamı. Bu yaşamlar bir gece kulübünün duvarları arasından, Paris sokaklarından, sonra Fransa’dan geçiyor, birbirlerine rastlıyor, birbirini kesiyor ve gene tıpkı bir diş fırçası, bir tıraş makinesi, birbirinden alınıp verilemeyen bütün o ufak tefek kişisel eşya gibi, kopamayacak, ayrılamayacak kadar insanlara bağlı, onlara özgü kalabiliyor. Ben zaten biliyordum. Her birinin bir yaşamı olduğunu biliyordum. Benim de kendime özgü bir yaşamım olduğunu bilmiyordum. Diyordum ki, ben hiç kımıldamıyorum, ondan sıyrılıp kaçabiliyorum. Halbuki ta baştan beri içindeymişim. İçinde geberiyormuşum bilmeden.”