“Beş dakika önce bu aşk yoktu; aralarında ender rastlanan, değerli bir duygu vardı; isim verilemeyen, hareketlerle anlam kazanmamış bir duygu. Ve sonra, Mathieu bir hareket yapmıştı, yapılmaması gereken tek hareketti bu… Bilerek yapmamıştı, kendiliğinden olmuştu. O tek hareketle aşk, sıradan ve can sıkıcı bir biçiminde Mathieu’nün gözünde şekillenivermişti. “Ivich, bundan böyle, beni seviyor,” diye düşünecekti, “tıpkı ötekiler gibi,” diyecekti kendi kendine; Mathieu, bundan böyle Ivich’i sevecekti, bütün öteki kadınları sevdiği gibi.”