Okuma alışkanlığı edinmeye çalışan, henüz profesyonel bir okuyucu olmayan bir üniversite öğrencisiyim. Kendimi okumaya teşvik etmek amacı ile bu platformda bulunmaktayım. Uygulamayı amaç dışı (iletişim için) kullanmamaktayım!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öncelikle yazar hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Dr. Abdurrahman Melek bir hekimdir, aynı zamanda Hatay'ın işgal altında olduğu dönemde Hatay'ın anavatana katılması için çalışmalar yapmış, Hatay devleti kurulduğunda ise başbakanlık yapmıştır. (Kitabı okumadan önce daha detaylı bilgi almanızı tavsiye ederim)
Hatay, memleketim, benim için her zaman ayrı bir yerde olmuştur. Binlerce yıllık tarihi olan bu şehrin yakın tarihini öğrenmek için bu eseri ikinci el olarak aldım.
Kitabın ana hatlarıyla konusunu söyleyeyim: Hatay ne kadar Misakı Milli sınırları içinde de kalsa Fransa ve Suriye tarafından işgal ediliyor ve anavatandan ayrılmak durumunda kalıyor. Dönemin siyasilerinin farklı ülkelerle ve askeri liderlerle ilişkileri, halkın bu süreçte yaşamları anlatılıyor. Yıllar ilerledikçe Hatay'ın kaderinin nasıl değiştiğine tanık oluyoruz.
Bu dönemi okumak için belki de en net bilgi verebilecek olan kişi Abdurrahman Melek olduğu için bu kitabın çok bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. Anlatımı yoğun olan bir kitap da değil, iki gün içerisinde okudum ve çok bilgi edindim.
Bu dönemler hakkında bilgi edinmek isteyen okurlar için kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap.
İlk defa Anı- Roman (otobiyografi) türünde bir eser okudum. Kitapların hep bir olay örgüsünün olması gerektiğini, kitabı okumak için ilgimi çeken bir olay akışının olmasını savunurdum. Ta ki bu kitabı okuyana kadar...
Bu kitabı okurken sanki Kürşat Başar ile sohbet ediyormuş gibi hissettim. Bu hem yazarın dilinden hem de eserin türünden kaynaklanıyor. Bir kış günü pencere kenarında kahve içip sohbet havasında sayfalarda ilerlerken bir yandan da dönemin Türkiye'sine dair bilgiler öğrendim. Örneğin şimdilerde İstanbul'un en kalabalık yerlerinden olan Barbaros bulvarı ve Esentepe mahallesinde bir zamanlar yazarın kır çiçekleri toplaması veya Kıbrıs harekatı zamanında yaşananlar gibi.
Kitap ilerledikçe yani Kürşat Bey'in hayatının ilerlediği dönemlerde bahsi geçen ünlüleri ve eserleri, eş zamanlı olarak araştırdım. Bir kısım ünlüyü tanısam da aşina olmadığım sanatçıları da ismen öğrenmiş oldum.
Hayatının magazin yönüne ağırlık vermemiş olması yani daha çok mesleki hayatından ve düşüncelerinden bahsetmiş olması benim hoşuma gitti. İki günde beni hiç yormadan okuduğum ve gerçekten bana sohbet havasını hissettiren, belki de otobiyografi/ anı türünü bana sevdiren, bir eser oldu.