Ne kadar çok uyuduğunu, ne kadar çok uyumak istediğini fark etti. Eskiden uyumaktan nefret ederdi. Uyku, hayatının en değerli anlarını çalardı ondan. Uykuya nasıl hınç duyardı. Şimdiyse hayata diş biliyordu. Hayat iyi değildi, nahoş, acı bir tat bırakıyordu ağzında. Onu korkutan da buydu. Yaşamı özlemeyen bir yaşam, bitmeye yüz tutmuş demekti.
Yaşanmış günler yaşanacak günlerin içinde erir, saatlerin günün içinde, haftaların ayların içinde eridiği gibi. Harcanmış günlerden insana kalan yalnızca yaşadıklarıdır. Bu yaşadıkları kayda değerse onun ruhunda, belleğinde unutulmaz izler bırakır. Günler aynı tonda geçiyorsa hayat çekilmez olmaya başlayacaktır.