Ben belki de yanlış bir sıralama ile okudum kitapları ama Camus'nün ilk okuduğum kitabı Düşüş' dü. Ana karakter bende hayatı kucaklamayı çok seven hatta öyle ki bencilliği ve kendine olan sevgisi yüzünden kendini daimi olarak üst insan modeli olarak görüyor izlenimi vermişti. Yabancı'da gördüğüm ise tam tersi. Mersault'un içinde yer aldığı toplumun değer yargılarına tamamiyle zıt bir karakter oluşu, yaşadığı olaylara hayatındaki insanlar gibi anlamlar yüklemediğini, belli bir kalıpta olmayı reddedip nesnel bakış açısıyla da herkesi hayrete düşürmesi iki eser arasındaki tezatlığı aynı yazarın kalemi olması bende hayranlık uyandırdı. Camus'nün kalemi hayata dair felsefesini aktarırken ütopyalardan yararlanmıyor oluşu zemine çakılıyormuşsunuz hissi veriyor. Gerçekliği çok çarpıcı anlatan bir yazar.
kitap feminist edebiyatin one cikan kitaplarindan olmakla beraber bazi elestirmenler tarafindan otobiyografik kitap oldugu dusunuluyor. donemin kadinlara bakis acisinin baskisi altinda hisseden bir kadin karakterin agzindan okuyoruz kitabi. duygusal sancilanmalari , kadinin toplum icindeki yeri , anne- kiz iliskisinin travmatik taraflarinin ele alindigi ve bunun nasil intihar etme dusuncesine evrildigini okuyoruz. sirca fanus, ayrilikci kisilik kurami ile toplum icindeki yerini arayan bir kadinin toplumsal baskilar altinda - 1950li donemlerden bahsediyorum- nasil duygusal sancilar cektigini, ruh zedelenlemelerini bize fotograflayan bir eser.