Kişiliğin genetik olmayan bileşeni, sinir gelişimi ruletinin bir sonucuysa, bu durum karşımıza iki sürpriz çıkarır. İlk sürpriz şudur: Davranış genetik çilerinin denklemindeki genetik teriminin illa genetik temelli olmayacağı gibi, "çevresel" terimi de illa çevresel değildir. Açıklanmamış varyans, beyin montajındaki şans olaylannın bir ürünüyse, kişiliğimizin bir parçası daha, anne babalar ve toplumun en sağlam planlannın ötesinde "biyolojik yapı tarafından belirlenmiş" (gerçi genetik değil) olur.
Diğer sürpriz, insan doğası görüşümüzde modern bilim öncesi döneme ait açıklayıcı bir kavram için yer açmamızın gerekli oluşudur: Bu da birçok kişinin bana önerdiği gibi özgür irade değil, kaderdir. Özgür irade değil, çünkü birlikte büyüyen tek yumurta ikizleri arasında farklılık gösteren özellikler, inadına istem dışı olan özelliklerdir. Kimse şizofren, eşcinsel, müziğe yetenekli, endişeli, özgü veni yüksek veya deneyimlere açık olmayı seçmez. Kontrol edilemez bir talih ve katı olmayan bir alınyazısı anlamında eski kader fikri, şansın gelişimde oynadığı onca rolü anımsadığımızda modern biyolojiyle uzlaşabilir. Çocuklanmızı şekillendirme fikrinin ne kadar yeni ve yerel olduğunu belirten Harris, 1950 lerde Hindistan'ın uzak köylerinden birinde yaşayan bir kadından bahseder. Çocuğunun büyüdüğünde nasıl biri olmasını umduğu sorulduğunda omuzlannı silkip bu onun kaderi, benim ne istediğim önemsiz" yanıtını vermişti.