x X x

x X x
17 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Çocuklar büyüdükçe ve lateral prefron­tal korteksleri iyice geliştikçe doğaüstüne olan inanç azalır; tam tersine, yaşlılıkta, lateral prefrontal korteksin gücü ve bilişsel engelleme azaldıkça, doğaüstüne olan inanç artar.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kişiliğin genetik olmayan bileşeni, sinir gelişimi ruletinin bir sonucuysa, bu durum karşımıza iki sürpriz çıkarır. İlk sürpriz şudur: Davranış genetik­ çilerinin denklemindeki genetik teriminin illa genetik temelli olmayacağı gibi, "çevresel" terimi de illa çevresel değildir. Açıklanmamış varyans, beyin mon­tajındaki şans olaylannın bir ürünüyse, kişiliğimizin bir parçası daha, anne babalar ve toplumun en sağlam planlannın ötesinde "biyolojik yapı tarafından belirlenmiş" (gerçi genetik değil) olur. Diğer sürpriz, insan doğası görüşümüzde modern bilim öncesi döneme ait açıklayıcı bir kavram için yer açmamızın gerekli oluşudur: Bu da birçok kişinin bana önerdiği gibi özgür irade değil, kaderdir. Özgür irade değil, çünkü birlikte büyüyen tek yumurta ikizleri arasında farklılık gösteren özellikler, inadına istem dışı olan özelliklerdir. Kimse şizofren, eşcinsel, müziğe yetenekli, endişeli, özgü­ veni yüksek veya deneyimlere açık olmayı seçmez. Kontrol edilemez bir talih ve katı olmayan bir alınyazısı anlamında eski kader fikri, şansın gelişimde oynadı­ğı onca rolü anımsadığımızda modern biyolojiyle uzlaşabilir. Çocuklanmızı şe­killendirme fikrinin ne kadar yeni ve yerel olduğunu belirten Harris, 1950 lerde Hindistan'ın uzak köylerinden birinde yaşayan bir kadından bahseder. Çocuğu­nun büyüdüğünde nasıl biri olmasını umduğu sorulduğunda omuzlannı silkip bu onun kaderi, benim ne istediğim önemsiz" yanıtını vermişti.
Sayfa 403
Alıntı
...Bütünün parçalarından daha özgür olacağını göreceğiz. Yaşam dünyasında evrimsel sürecin korsan tanrıların yaptıklarının yerini alıp alamayacağına ilişkin teknik soru geniş kapsamlı etkilere sahiptir. Dahası, cevabin kendisi, içinde ilginç anlamlar barındırır. Böyle bir yaşam dünyasında kendiliğinden üreyen varlıklar bulunurdu ve bizler, bunların gerçekten de var olabileceğini, Conway ve öğrencilerinin Evrensel Turing Makinesini böyle bir mekanizma içine yerleştirmesinden biliyoruz. Onlar aslında John von Neunmann'ın kendi kendine üreyebilen otomatlarıyla ilgili öncül düşünce deneylerini anlamak için Yaşam Oyununu geliştirdiler ve her biri Evrensel Turing Makinesi olan, petri kabındaki bakteriler gibi boş alanı dolduran ve kendi kendilerine üreyen yapıları tasarlamada başarılı oldular.
► Akhilleus: Neden buna “simge yönlendirim i” diyorsun? Eğer simgelerin ken­dileri etkinse, kim onları yönlendiriyor? Yönlendiren kim? ►Karmcayiyen: Bu bizi daha önce am aç hakkında o rtaya attığın soruya döndürür. Simgelerin kendilerinin etkin oldukları konusunda haklısın, ama sürdürdükleri etkinliklerde m utlak bir özgürlüğe sahip değiller. Bütün simgelerin etkinlikleri içlerinde bulundukları tüm dizgenin hali tarafından sıkı bir şekilde belirlenir. Dolayısıyla simgelerin birbirlerini nasıl tetiklediğinden tüm dizge sorumludur ve bu yüzden tüm dizgeden “yönlendirici” olarak söz etm ek oldukça usauygundur. Simgeler çalıştıkça, dizgenin hali yavaş yavaş dönüşür ya da güncelleşir. Am a zam anla aynı kalan birçok özellik vardır. İşte yönlendirici kısmen sabit kalan, kısmen-değişen bu diz­gedir. Bu tüm dizgeye bir ad verilebilir, örneğin Hillary Teyze, simgeleri yönlendirdiği söylenebilecek “kimse”dir; benzeri bir şekilde sen de Akhil­leus. ►Akhilleus: Benim kim olduğum un oldukça tuhaf bir tasviri. Tam olarak anlayabildiğimden emin değilim, ama bunu biraz düşüneceğim. ►Tosbağa: Sen beynindeki simgeler hakkında düşünürken beynindeki simgeleri izlemek oldukça ilginç olurdu.
Sayfa 422
Genel olarak düşüncelerimin kontrolünün bende olduğunu düşünüyordum, ama sizin meseleyi ortaya koyuşunuza bakılırsa, her şey tersine çevriliyor ve sanki “BEN” tüm bu nöral yapının ve doğa yasalarının sonucu olarak ortaya çıkıyorum. Kendi BENLİĞİMİ en iyi durumda, doğa yasaları tarafından yönetilen bir organizmanın bir yan ürünü ya da en kötü durumda, benim çarpık perspektifımin ürettiği yapay bir kavram olarak görmem gerekiyor. Başka bir deyişle, bana kim ya da ne olduğumu, hatta bir şey olup olmadığımı bilmediğimi hissettiriyorsunuz