Kaçmanın her şeyi değiştireceği düsüncesine nereden kapılmıştım ki? İnsan nereye giderse gitsin kendi mutsuzluğunu çürümüş bir kadavra misali yanında sürüklüyordu…
Yerinden kımıldamayan, ayağına bağlanmış prangayı da fark etmez. Arzu ve dürtülerimizin esareti altına girdiğimizde, onlara direnmenin nasıl bir şey olduğunu unuturuz. Rüzgarın kuvvetini ancak ona karşı yürüdüğümüzde hissederiz. Bir arzusuna beş dakika bile direnemeyen bir insan, eğer direnebilseydi bir saat sonra ne olacağını hayal bile edemez.
Yaşama zamanının yokluğunda, kayıp zamanı, yani çalışmanın ziyan ettigi hayatı telafi eden tek şey paradır. . Oturduğumuz evler, sürdüğümüz konforlu arabalar, gidebildiğimiz lokanta ve eğlence mekânlar, aldığımız uçur zıvır, çalışma köleliğimizi meşrulaştırır.
Ama ya onlar da ruhumuzdaki siziyi dindirmiyorsa?
Ya bunlara sahip olmak için ortaya sürdüğümüz pey, yani ömrümüz, bizim için daha kıymetliyse? Hayat geri gelmiyor. İnsan, ruhunu özgürleştirmeyen, kendisine bir ifade imkânı sunmayan, kendisini gerçekleştiremediği işlerle tatmin bulmuyor. Ruh istiyor ki kendi hikâyelerini anlatabilsin. Hikâyeleri başka insanlara çarpsın, onlarda çoğalsın, kendisine geri dönsün. Çağdaş iş yaşamı ve şirket köleliği ise disipline dayalı.
Göreceğiniz düşlerin bile birbirine benzediği, kılık kıyafet, jest ve mimik, saka ve konuşmaların bir örnekleştiği bir disiplin düzeni öngörüyor.
Tarih gerçekten kendini tekerür ediyor. Tarihle harmanlanmış bu güzel romanı bir çırpıda okudum. Anlatılan duyguları adeta yaşadım. Elimden bırakamadığım bu kitabı okumayı düşünmeyin, okuyun !
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,4bin okunma