Başka bir pislik kalmış mıydı kendini pisletmediği, bir günah kalmış mıydı işlemediği, bir budalalık kalmış mıydı başvurmadığı, ruhunu ıssız çöle çeviren bir adım kalmış mıydı atmadığı? Böyle bir durumda yaşayabilir miydi artık?
Her ikisi de, gerek düşünceler, gerek duygular hoş şeylerdi, en son anlam her ikisinin arkasında gizliydi, her ikisine de kulak vermek, her ikisiyle de oynamak gerekiyordu, ikisi de küçümsenmemeli ya da abartılmamalıydı, yapılacak şey her ikisine kulak verip Ben’in gizli seslerini
yakalamaktı.
Yıllar yılı yersiz yurtsuz yaşamış, ama farkında olmamıştı. Şimdi ise hissediyordu bunu. Evden en uzak yerlerdeki meditasyonlarda bile kendisine babasının oğlu gözüyle, bir Brahman, yüksek sınıftan biri; ruhani bir kişi gözüyle bakmıştı. Oysa Siddhartha’dan başka bir şey değildi artık, uykudan uyanmış bir kişiydi, o kadar.