Dünyanın bütün taşları onun kalbinin duvarını örmek için toplanmış gibi hissederdim çoğu zaman. Buz gibiydi her zaman, her zerresine kadar. Tek cümlesiyle beni yıkar, harabelerimde dans ederdi acımadan. Tek bakışıyla öldürür, ayağıyla eşelediği küçük çukura gömerdi beni. Rüzgârında savurur,duvarından duvarına çarpardı. Zaman zaman yanımdayken bile, kendinden mahrum bırakırdı beni. Güneşi pek vurmazdı benim kıyıma. Ama…Arada öyle şeyler söylerdi ki bana, damardan yüksek doz verilmiş mutluluk uyuştururdu tüm hücrelerimi.
Kırk farklı hayat yaşasam, kırk farklı mutluluk tatsam o bir cümlenin verdiği mutluluğu vermeyecekti hiçbir şey. Emindim.
“Vicdan ne tuhaf…Kim bana ne yaparsa yapsın, onlar için üzülebiliyorum.”
“Vicdanını çarmıha germemiz lazım.”
“Vicdan kötü değil ki…”
“Zaten çarmıha hiç kötüler gerilmedi.”
Siz hiç, kırıldığınız yerlerden tamir olup defalarca aynı yerden kırıldınız mı? Paramparçayken, tuzla buz olmuşken tekrardan parçalanmak
için birleştiniz mi? Bile bile, yürüdünüz mü acıya? Hiç, “Sonunda acı olduğunu bile bile neden seviyorum ki seni?” dediniz mi? Dediyseniz, siz de kırık bir kızsınız demektir.
“Biz çok boktan bir çiftiz. Ölmek isteyen bir kız ve onun saplantısı. Kafasında kırk tilki dönüp tek saniye teklemeyen ama bir balığın solungacına sıkışıp kalan bir adam ve onun tuhaf kadını… Benim kırık kadınım… Defalarca gitsem de senden, yine geleceğim desem inanırsın değil mi?
“İnanırım.”
Uykumda bile bırakmaya korktuğum adam…Teni benim tenimden ayrı dursa yaşayamadığım adam…Kokusu genzimi yakan, ama oksijenden daha çok ihtiyacım olan adam…