İlkler unutulur mu hiç? Elbette unutulmaz, hele ki bu ilk öğretmeninse asla unutulmaz... Kitabın adı bana ilk öğretmenim olan Tayyar Koyuncu'yu hatırlattı. Değerli öğretmenim şu an nerede, ne yapıyorsunuz bilemesem de sizi hiç unutmadım. Hep merak etmişimdir, ara ara aklıma gelir de kendime sorarım. Bir gün bir yerde karşılaşsak hatırlar mı 282 numaralı Faik'i?.. Esasen ortaokul öğretmenlerimle, müdürümle çok defa karşılaşıp bu soruma bir nebze yanıt bulabilsem de ilk öğretmenime dair soruma bir cevap bulamayışım içinde bir ukde olarak kalmıştır... Neyse... Aslına bakarsanız ben hiçbir öğretmenimi unutmadım. İyisiyle kötüsüyle binlerce anı yaşatan insanlar hiç unutulur mu? Her birinin bendeki emeği ayrı ayrıdır ve ödenemez... Her birini buradan saygıyla bir kez daha yad ediyorum. Benim öğretmen olmamın yegane sebebi de -nasıl ki zamanında benim kalbime birileri dokunmuşsa benim de- birilerinin kalbine dokunmak, onlara ışık olmak gayesinden gelmiştir.
Esere baktığımız zaman Düyşen'in kendisi bile okuma yazmayı zor bilen biriyken bu zor yükü kendine görev bilmiş, etrafına faydalı olmak gayesi gütmüştür. Açıkça söyleyebilirim ki öğretmenlik, zor bir meslek. Sanılanın aksine öğretmenlik sadece birkaç bilgi öğretmek, sınav yapmak değil; öğrencisini bilmek, ona ışık olmak ve bir gelecek vadetmektir. Öğretmen sadece eğitmez, dogmatik düşüncelere sahip eğitim karşıtlarıyla da savaşır, insanlara doğru yolu gösterir... Tıpkı bu romanın bir kesitinde de olduğu gibi öğretmenlik, fedakarlıktır, öğrencisinin istikbali için şiddete bile maruz kalan Düyşenliktir...
Eserde öğretmenimiz Düyşen'in yoktan var ettiği okulu ve okula öğrenci toplayışından sonraki gelişmeler, bilim insanı olan Altınay'ın minik kalbinden, çocukluk anılarıyla aktarılıyor. Aytmatov'un bildiğimiz sade ve akıcı