Tarık Tufan, yazdığı her romanla okuyucusunu derinlemesine bir duygusal yolculuğa çıkaran bir yazar. Şimdiye kadar yazdığı eserlerin ortak noktası, ana karakterlerin melankolik ruh halleri, içsel bunalımları ve genellikle yalnızlık duygusuyla baş başa kalmış olmalarıydı. Ancak “Gece Açan Çiçekler”, Tufan’ın bu temayı bir adım daha ileriye taşıyarak, kadın karakterlerin yaşadığı duygusal çalkantılar üzerinden evrilen bir hikâye sunuyor. Bu yönüyle hem yazarın tarzında bir değişim hem de farklı bir anlatım dili ortaya koyuyor.
Kitap, büyük ölçüde Halide’nin hayatı ve ruh hali üzerinden şekillense de, arka planda kadınların yaşamlarına dair derin bir bakış açısı sunuyor. Halide’nin hikayesini okurken, yazarın hem kadın olmanın getirdiği derinlikli duygusal yoğunluğu hem de kadının toplumdaki rolünü sorguladığı bir anlatımı benimsediğini hissediyorsunuz. Halide’nin içinde bulunduğu karmaşık duygular, hayal kırıklıkları, aşk ve bağlılık üzerine düşündürdüğü her şey, sadece Halide’yi değil, diğer karakterleri de içselleştirmenizi sağlıyor.
Yazarın kullandığı dil ve betimlemeler kitabı adeta bir film gibi hissettiren, akıcı bir anlatıma dönüştürüyor. Tufan, mekanları ve karakterlerin iç dünyalarını o kadar güçlü bir şekilde tasvir ediyor ki, gözünüzde bir film şeridi gibi geçiyor her şey. Bir yandan romanı okurken kendinizi bir sinema salonunda izler gibi hissediyorsunuz. Bununla birlikte, karakterlerin derinlikleri konusunda bazı farklılıklar göze çarpıyor. Halide üzerinden romanda bir yoğunlaşma ve derinleşme varken, diğer karakterler zaman zaman bu derinliği göstermekte zorlanıyorlar. Ancak yine de her birinin duygu dünyasını anlamak mümkün, özellikle Halide’nin acı dolu yolculuğu üzerinden.
“Gece Açan Çiçekler” bir kadın hikayesinin ötesine geçerek, insanın içsel
"İnsanların tapındıkları suretler, putlar değil, bunların temsil ettiği manalar. Bu devirde heykelden bir puta inanacak kadar saf kimse kalmadı. Asıl olan, gözle görünmeyen putlar. İnsanlarin ekseriyeti bu görünmez putlara kulluk eder, asri zamanlarda putlar da suret değiştirdi" diye devam ettim.
"Neymiş onlar?" diye hafif bir alaycılıkla karşılık verdi Cemal.
"Mesela insanın kendi nefsi, azgın iştahı, ihtirasları, kibri, itibar, para ve hatta..."
…
“Hatta an gelir aşk insanın en büyük, en kuvvetli putu olur.”
Bana kalırsa uğursuzluk diye bir şey yok; uğursuzluk insanlarin kötülüklerini sakladıkları koca bir maske, yalanlarla büyüttüğümüz sahte bir avuntu, suçu üzerine atmak için tutunduğumuz günah keçisi.