Sporun eski biçimleri çoğunlukla şiddet içerir, ahlaki açıdan yozlaşmıştır ve etkisizdir. Oysa, çaba ve yarışma çağdaş sporun merkezini oluşturur. Eski kuşaklar hayvan dövüşlerinden zevk alırken, yeni kuşak köpek ve horoz dövüşlerini bırakıp, yüzünü insan bedeninin katılımını gerektiren ve ondaki potansiyeli yücelten yarışma etkinliklerine döner. Zorlu ve sürekli bir bedensel çaba ve yarışmanın zevki, işte Victoria dönemindeki reformcuları harekete geçiren şeyler bunlardır. Çağdaş spor, özenle birtakım kurallara oturtulmuş etkinliklerdir. Kesin kurallar katılımcıların eşit koşullarda yarışmasını sağlar. Yarışmaya dayalı sporlar toplumda yerleştikten sonra, kendi performans mantıklarını geliştirmeye başlarlar; bu da bir yandan bireyselliklerini sergileme konusunda özgür bırakılan katılımcılardan beklenen bedensel çabanın artmasına neden olur.
Spor, ilkesi gereği meritokratiktir; şans eşitliğini sağlamak adına fair-play'i dayatır. Onun yeni amacı yalnızca kazananlarla kaybedenler yaratmak değil, çok daha iddialı bir süreci başlatmaktır. Amatör spor yandaşlarının ısrarla "yenilginin olgunlukla karşılanması" gerektiğini söylemeleri bundan kaynaklanır. Bu, "yenilin" demek değildir; asıl kazanmayı ve kaybetmeyi çok daha büyük bir şeyin, yani yarışmanın iki farklı durumu olarak görmek gerekir. Katılımcı yenilgiyi kabul edemiyorsa, mücadeleyi bırakmalıdır.
Spor, jimnastiğin tersine, kuralcı değildir. Özellikle top oyunları, kurallar çerçevesinde, yaratıcılığa ve özgürlüğe öncelik tanır. Ama bu kurallar bedeni zorlamaya, herhangi bir hareketi, şu ya da bu şekilde yapmaya yönelik değildir. Çağdaş sporların en gözdesine dönüşecek olan futbolda başlangıçta sadece on dört kural vardır -en az kuralı olan spordur o zaman-, bunlar da her şeyden önce aşırı şiddeti engellemek ve oyunun
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/İşlenen Beden 19. Yüzyılda Jimnastikçiler ve Sporcular·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hızla yaygınlaşan okul sisteminde, klasik eğitim ahlaka ve disipline yönelik yeni eğitim tarzlarıyla bir araya getirilir: Özellikle sporun "kişiliği biçimlendirdiği" düşünülür: "Oğlanlar, spor sayesinde, hiçbir kitabın kendilerine veremeyeceği erdemler kazanırlar; yalnızca gözü peklikten, dayanıklılıktan söz etmiyorum, daha da iyisi (sağlam) bir kişilik edinip, kendilerine hâkim olmayı, fair-play'i ve onuru öğrenirler..." diye yazar Hıristiyan romancı Charles Kingsley.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/İşlenen Beden 19. Yüzyılda Jimnastikçiler ve Sporcular·Kitabı okudu
"Çoğu erkek, tüm kadınların itaatkar ve güçsüz olması gerektiği fikrine kafayı takmış durumda. Bu adil mi?"
“Most men are obsessed with the idea that all women should be obedient and powerless. Is that fair?”
Starbucks'ta fair price' diye anılan bir uygulama vardı mesela. Tedarikçiden alınan kahvenin bedelinin ne kadarının gerçekten çiftçiye gittiğinin belgelenmesi isteniyordu. Bu şeffaflık sağlandığında ve kalite/performans kriterleri karşılandığında, tedarikçiye ek ödeme yapılıyordu. Yani ağır işi çiftçinin yaptığı ve tedarikçinin çok kazandığı bir düzen yerine, çiftçinin emeğinin karşılandığı bir kazanç modeli destekleniyordu.
“Spor. Rekabet. Fair play. Kimin için? Yunanlıların uydurduğu olimpiyatlar, savaşacak gücü kalmamış olanları ayakta tutmaya yarayan bir tür uyarıcı. Evine altın madalyayla dönenin ülkesi patlamış bombaların altında. Ne fark eder! Sporcuyuz. Yasal mücadele! Yasal dövüş! Yasal vahşet! Yasal sömürü! Spor!
Tek spor sekstir. Herkes kazanır. Hepsi bu...”