Fetih Kureyş karşısında bir zafer veya onun için ezici bir yenilgi değildi, aksine açık görüşlü "yeni"nin sığ görüşlü "eski" karşısındaki galibiyetiydi.
Fetih, Hz. Peygamberle savaşmış, Onu Mekke'den çıkarmış olsa dahi her dileyenin girdiği bir kapıydı.
Hz. Peygamber'in stratejisindeki fetih, ezici çatışmanın girdabından dostane savunma sahasına çıkan bir dünyanın geniş başlığıydı.
Sahâbe Hz. Peygamber'in Mekke'ye bir fatih olarak gireceğini düşünüyorlardı ancak Hz. Peygamber bilgece ve ileri görüşlü bir şekilde yapılan bazı değerlendirmeler nedeniyle enerjisini her iki taraf için de kabul edilebilir bir çözüm bulmak için harcıyordu. Çünkü o bir peygamberdi, alemler için bir rahmetti, ne pahasına olursa olsun zafer derdine düşmezdi. Onun hedefi Araplar ve ardından da tüm cihanın Müslüman olmasıydı.
Hârise İbni Vehb radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim dedi:
"Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah'ın gerçekleştireceği kimselerdir.
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir."
İslam'ı kabul eden ve müslüman olduğunu söyleyen herkes, dini, Allah ve Resûlünün koyduğu temel prensipler ve kendi bütünlüğü içinde idrak etmek zorundadır, parçayı bütünün tamamı olarak görmek mümkün değildir.
İslâm, insanda mevcut olan his ve duyguları dumura uğratmayı değil, geliştirmeyi ve yerli yerinde kullanmayı bize öğretir ve müntesiplerini bu yönde eğitir