Loc’hlaith

Loc’hlaith
Anadolu Üniversitesi Tarih
24 Aralık
445 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
2/10
·368 syf.·
2018 5. kitabı
Seriyi okuyan herkes kitaplarla birlikte serinin daha güzel ve aksiyonlu bir hale geldiğini söylese de ben bunun tam tersini düşünüyorum. Katiller Çetesi’nin ilk kitabını mantığımı bir köşeye bırakıp da okuyunca sevmiştim, ancak Izabel ve Kötülük Tohumları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kötülük Tohumları; akıcı bir kitap mı? Evet. Tatmin edici mi? Hayır. Olayların tek bir mekanda ve kısa bir sürede geçiyor olması bana kitabı garip ve boş hissettirdi, ki ince sayılmayan bir kitap için bu pek de iyi bir şey değildi. Gerilimi yüksek gibi hissettirse de kitap bittikten sonra aslında çok durağan olduğunu fark ediyorsunuz, ki bu “Vay be! Ne kitap okudum!” dedirtmiyor ve benim için bu sözleri kullandırmayan kitaplar pek de ‘kesin okunmalı’ dediğim kitap kategorisine girmiyor. Hatta bitince “Ne oldu şimdi yahu? Bu muydu?” diyorsunuz ki bu da kaybolan dakikalarım diye ağıt yakmanıza sebep olabiliyor. Kitapta sevdiğim tek şey Nora. Uzun zamandır kitaplarda göremediğim ancak görmek istediğim bir karakterdi. Güçlü, manipülatif, kibirli... Bana geçmişini ve geçmişte yaşadıklarını merak ettirdi ama yetmedi. Bir karakter tüm o deli saçması detayları ve altı boş olayları doldurmaya yetmedi... Bunlar nasıl katil, nasıl çete? Bu kadar zaafla bezenmiş, manipülasyona son derece müsait bir grup nasıl KATİLLLET ÇETESİ olarak adlandırılabilir. Bence hepsi BECERİKSİZLER ÇETESİ zira Nora blöf yapa yapa hepsini oyuna getirdi ve bir kişi bunu fark etmedi... Seriye bu noktadan sonra devam eder miyim bilmiyorum, Izabel’in aşağılık kompleksi, Victor’un eski istikrarını kaybedip aşık adam moduna girmesi, beni ilk kitaptaki karakterleri kadar çekmiyor. Olay akışı Sarai’de de saçmaydı ancak karakterlerin az da olsa elle tutulur ağırlığı- amacı vardı. Bu noktadan sonra o da kalmadı. Olay olsun, kitap
Kötülük TohumlarıJ. A. Redmerski · Ephesus Yayınları · 20171,436 okunma
Reklam
8/10
·368 syf.·
2018 4. kitabı
Kazananın Laneti, okuyucuları ikiye bölen; kiminin çok sevdiği, kiminin ise yetersiz bulduğu bir kitap olduğu için düşük bir beklentiyle başladım. Belki de bu yüzden bu kadar fazla sevdim. Kendi kulvarındaki distopyalarla kıyaslayacağım ve ona göre değerlendireceğim. Bana karakterler arası ilişkileri ile Romeo & Juliet, Efsane ve Bir İz Bırak’ı anımsatsa da duygu açısından onlardan daha iyi olduğunu düşündürdü. Mantığını oturtamadığım yerler olsa da karakterler kesinlikle söylediğim diğer iki seriye göre daha tutarlıydı. Kestrel’in zekasına gerçekten bayıldım. Hamleleri, planları gerçekten mantıklıydı. Arin karakteri yaşadığı psikolojik ve duygusal çekişmeler sebebiyle zaman zaman ani tepkiler verse de nedenini anlayabiliyoruz. Bir de sanırım imkansız gibi görünen aşklar beni fazlasıyla cezbettiği için, yengeç burcu olmanın verdiği duygusallıkla iki düşman ülkenin halkından, hatrı sayılır iki kişinin birbirine aşık olması olayı bana hiç klişe gelmedi. Hele ki kitabın içinde olayların tersine döndüğü bir nokta var, o noktadan sonrası beni hikayeye daha da fazla kilitledi. Karakterlerin o durumda ne yapacaklarını ve olayların nereye gittiğini görmek için can attım diyebilirim. Duygusal çatışmalarla dolu, orta düzeyde kanlı ve kısmen askeri, ağır olmayan bir distopya okumak isterseniz bu seriye başlayabilirsiniz
Kazananın LanetiMarie Rutkoski · Pegasus Yayınları · 2016534 okunma
2/10
·384 syf.·
2018 3. kitabı
Kitabın konusu arka kapakta yazanın aynısı, Kitty adlı kız düşük rütbeli halktan biriyken bir anda ülkenin en zengin ve güçlü ailesine dahil olmasını daha sonrasında ailenin ve ülkenin sırlarını keşfetmesini anlatıyor kitap. Her distopyada olduğu gibi ağır koşullar altında yaşayan bir halk ve yükselmekte olan isyan söz konusu ancak bu isyanın amacından tutun içeriği, istediği hiçbiri net belli değil. Spoiler vermemek için detayları söylemiyorum ama ortada bir isyan var ancak ruh sıfır. Gerçekte distopyada olmazsa olmaz diye düşünülerek yazar tarafından seriye mecburen dahil edilmiş onlarca detaydan sadece biri isyan. En azından bana verdiği his bu. Diğer zorlama detaylara gelirsek. Birincisi olay olan göz meselesi. Yazar keşke bu konuyu biraz araştırsaymış, zira eğer elde etmek istediğiniz renk MAVİ ise bu değiştirmesi en kolay olan şeydir. Herkesin gözü doğalda mavidir, diğer renk pigmentleri bunun üzerine gelir ve ameliyatla bu renkler kaldırılıp mavi gözlü olmanız sağlanabilir... Madem bu kadar önemli, göz renginin daha nadir bulunan ve elde etmesi de zor olan gri ve yeşil olması by olayı daha gerçekçi yapabilirdi. Rahatsız olduğum ikinci konu kızın okuyamama meselesi. Söylediği tek şey "kelimeler bana bir anlam ifade etmiyor." Okur da bu durumda soruyor tabii "Nasıl yani? A bana büyüleyici aşkı, C karın ağrısını, Z nefret ettiğim ilk aşkımı ifade ediyor oysa, sana nasıl bir şey ifade etmez...” Yazar bunu da güzel açıklayamamış. Hadi herkesin yaptığını yap kızın sınavda başarısız olma nedenini disleksi olmasına at ama "bana bir anlam ifade etmiyor" çok zorlama geldi. İlk defa bir kitapta hiçbir karakteri sevememem de ayrı bir gariplikti. Herkes o kadar duygusuz, o kadar sığ ki... En azından bir Kazananın Laneti bile değildi... Hiç beğenmedim ve ne yazık ki üç kitabı
PiyonAimee Carter · Ephesus Yayınları · 20164,416 okunma