Warcross konusunu ve çıkacağını duyduğum anda beni çok heyecanlandıran bir kitap olmuştu. Neredeyse hiçbir beklentimi karşılamadı. Eski bir bilgisayar bölümü öğrencisi olan, Metin 2 - Counter gibi oyunlarla büyüyen ve en nefret ettiği şey kod yazmak olan bir kız olduğum için mi böyle oldu bilmem, beni tatmin etmedi. Başlarda o dönemdeki teknolojiyi gerçekçi bulmakta zorlansam da bir noktada kendime “Var işte, irdeleme.” diyerek sunulan bilgileri “sorgulamadan, mantığını düşünmeye çalışmadan” kabullenmemle birlikte kitap az da olsa aktı. Deep Web tarzındaki bölgeler, kodlar, 0-1 göndermeleri, aranan adamın Sıfır olarak anılması, en azından mantığa uyan, düşünülmüş birkaç detay olduğunu gösterdi ve bu kısımlar hoşuma gitti. Etraftaki detayların ortaya öylesine atılmış şeyler olmadığını bilmek irdelememe kısmını çok az da olsa dengeledi. (En azından yazar az da olsa araştırmışc tamamen boştan atmamış dedim.) Olay akışı iyi gibiydi, ancak ben oyunları pek sevmedim hatta sıkıcı ve saçma buldum -konunun bu oyunlar etrafında geliştiğini düşünürsek çok kötü bir şey- herhalde beklentim farklı bir yöndeydi, ancak ne beklediğimi ben de pek bilemedim. Kitap genel itibariyle idare eder seviyesindeydi, (bitirebildim çünkü) Özellikle iki nokta beni fazlasıyla rahatsız etti. Birincisi karakterlere bağlanamamak, ikincisi ise sondaki yanlış mesaj. Baş karakterin sırf bilim kurgu - distopya karakteri bir şeylere karşı çıkmalı amacıyla, bir ütopya yaratma ihtimali olan teknolojiye karşı çıkması ve o konuda yaptığı savunma beni yedi bitirdi. “Bu teknoloji mükemmel ancak senden sonrakiler onu korkunç amaçlarla kullanır, bu yüzden var olmamalı” demek zor muydu da “İnsanları. seçim şansı olmalı.” diyerek kötülüğü özgürlük olarak lanse ediyorsun? Evet kötülük yapma hakkı olmalı ancak kişinin