Kazananın Laneti, okuyucuları ikiye bölen; kiminin çok sevdiği, kiminin ise yetersiz bulduğu bir kitap olduğu için düşük bir beklentiyle başladım. Belki de bu yüzden bu kadar fazla sevdim. Kendi kulvarındaki distopyalarla kıyaslayacağım ve ona göre değerlendireceğim. Bana karakterler arası ilişkileri ile Romeo & Juliet, Efsane ve Bir İz Bırak’ı anımsatsa da duygu açısından onlardan daha iyi olduğunu düşündürdü. Mantığını oturtamadığım yerler olsa da karakterler kesinlikle söylediğim diğer iki seriye göre daha tutarlıydı. Kestrel’in zekasına gerçekten bayıldım. Hamleleri, planları gerçekten mantıklıydı. Arin karakteri yaşadığı psikolojik ve duygusal çekişmeler sebebiyle zaman zaman ani tepkiler verse de nedenini anlayabiliyoruz. Bir de sanırım imkansız gibi görünen aşklar beni fazlasıyla cezbettiği için, yengeç burcu olmanın verdiği duygusallıkla iki düşman ülkenin halkından, hatrı sayılır iki kişinin birbirine aşık olması olayı bana hiç klişe gelmedi. Hele ki kitabın içinde olayların tersine döndüğü bir nokta var, o noktadan sonrası beni hikayeye daha da fazla kilitledi. Karakterlerin o durumda ne yapacaklarını ve olayların nereye gittiğini görmek için can attım diyebilirim. Duygusal çatışmalarla dolu, orta düzeyde kanlı ve kısmen askeri, ağır olmayan bir distopya okumak isterseniz bu seriye başlayabilirsiniz