Bu dünyada kalan öğünsün Değil bele ister ihtiyar ol isterse civan Bu dünyada bağlı kalan övünsün Meraksız fikirsiz gamsız her zaman Hele baş eden şad olup gülen övünsün Değil böyle müddeti hz adem den beri Okunmaz defteri bilinmez sırrı Bu dünyadan gitti nice binbiri Ahiretten dünyaya gelen övünsün Değil böyle şenlik der bu dünyaya fanidir fani İskender, Rüstem, Süleyman hani Ecel pazarından kurtarıp canı Azrailden müddet alan övünsün
Alıntı
Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak bize döndürüleceksiniz.
"İhlâsı (hakka uymayı nefsin arzularına uymaya tercih etme hasletini) kazanmanın ve muhâfaza etmenin en müessir (te'sirli) sebeplerinden birisi, râbıta-i mevttir (ölümü düşünmektir). Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya (gösterişe) ve dünyaya sevk eden, tûl-i emel (uzun vâdeli arzular) olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yani ölümünü düşünüp, dünyanın fânî olduğunu mülâhaza (idrâk) edip, nefsin desîselerinden (hîlelerinden) kurtulmaktır." Lem'alar, 21. Lem'a, 170
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kendini Bilen Fani Olduğunu Bilir...
Kimsenin ahını almayın, Ah alan âbad olmaz. Büyük konuşmayın, Gün gelir, hayat yanınıza koymaz. Kimseyi kınamayın, Kınadığınız başınıza gelmeden canınız çıkmaz. İnsanları küçük görmeyin, Yarın olduğunda hayat size de acımaz. Haddini bilen kendini bilir arkadaşlar, Kendini bilen de fani olduğunu bilir…
Hayat ve İnsan
Mütekabiliyet
"Ve kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onu(n karşılığını) görecek, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu(n karşılığını) görecektir." Yukarıda Zilzâl Sûresi'nde değinilen mütekabiliyet esaslı konu bağlamı, zannımca hayat yolunda inanç olarak zayıf olunsa dâhi kabullenilmesi gereken bir husustur. Çoğu insanın başkalarının ahını alarak yahut haklarına girerek işlediği eylemler, sanki hayatın olağan akışıymış gibi gelse de elbet bunun hesabının da sorulacağı vâkidir. Çoğu kişi tarafınca bu durum öteki âlemde bir ceza olarak yorumlansa da toplumsal olarak bu niteliksiz kişileri yok saymak ve hatta onlara yaptıkları davranışın bizâtihi aynısı yapmak yeterli bir karşılıklılık doğuracaktır. Fakat toplum içinde bu nitelikliksiz ve lakayt kişilere karşı gerçekleştirilecek bu tarz bir davranış biçimi, sosyal yalnızlığın ve aidiyet hissinin azaldığı aynı zamanda ahlakî tamamlanmışlığın olgunlaşmadığı toplumlarda çok zor uygulanan eylemlerdir. Toplum içinde bunu başarabilen ve teraziyi işlevine uyduran da çok az insan vardır. O nedenle kişiliksiz aynı zamanda sosyal ve zihinsel tamamlanmışlığı yerinde olmayan gafillere karşı İslam peygamberi Hz. Muhammed en büyük örnek olacaktır. Yüce peygamberin hayatının her sahasından mücadelesi bir mümini ne yapması gerektiği hususunda aydınlatmalıdır. Bu yüzdendir ki; mümin fani hayatında olabildiğince ne kimsenin hakkına girmeli ne kimseyi hakkına dâhil etmelidir. Mücadale olacaksa ya hak için ya hak için.
Gözümüzün gördüğü bu dünya rengarenk bir oyalama... Asıl güzellik, kalbin fani olanı değil, Baki olanı seçtiği an başlar. Kalbini yokla yönü nereye?
Kızgın kumların ortasında, kavurucu bir sıcağın altında günlerdir yol alan bir seyyahın zihnini ve kalbini meşgul eden tek bir arzu vardır; o da hararetini dindirecek buz gibi nurlu bir su kaynağına kavuşmaktır. O yolcu önüne çıkan küçük bir su birikintisini gördüğünde büyük bir iştiyakla oraya koşar, fakat o sığ birikintinin saniyeler içinde kuruyup toprağa gömüldüğünü gördüğünde kalbi daha büyük bir hasretle ve hüzünle sarsılır. Yaşadığı bu hayal kırıklığı aslında onun ufkunu o küçük çukurlardan kurtarıp, çölün arkasında saklı duran devasa ve sonsuz bir okyanusa yöneltmesi için sunulan gizli bir rehberdir. İşte insanoğlunun bu dünyaya adım attığı andan itibaren ruhunda taşıdığı o dindirilemez aşk yangını da tıpkı o seyyahın bitmek bilmeyen susuzluğu gibidir. Kalbe yerleştirilen o devasa sevme istidadı, yeryüzünün geçici çehrelerine ve solmaya mahkum fani güzelliklerine sığışamayacak kadar büyük bir vüsate sahiptir. Yeryüzü kumaşı bahar mevsiminde milyarlarca taptaze nebatat ve rengarenk ipeklerle yeniden dokunurken, kâinattaki her bir zerre kendi fıtri lisanıyla o sönmez muhabbetin ismini haykırır. Gökyüzündeki şaşmaz nizamdan holdinglerin sığamayacağı büyüklükteki galaksilerin dönüşüne kadar her şey, o tek bir ebedi merkeze doğru akan nehirler gibi aynı muazzam cazibeye boyun eğmektedir. İnsan nazarı ne zaman fani bir cemalin parıltısına takılıp orada kalmak istese, o parıltının sönmesi ve fani bağların kopması kalbe vurulan şefkatli bir uyanış tokadıdır. Aynaların kırılması, arkalarında saklı duran ve o ışığı oraya gönderen ezeli güneşin, yani baki olan Allah'ın zatına perdesiz bir nazarla bakabilmek içindir. Yolun başında fani bir çehrenin hasretiyle başlayan o deli divane yangın, tefekkür imbiğinden geçip olgunlaştıkça, yerini hiçbir fırtınanın sarsamayacağı